reklam

reklam

28/08/2025

Hayalden Hakikate

İnsan olmanın gereklerinden birisi de hayal kurmak değil midir? Hepimizin de ta çocukluğundan başlayarak ölümüne kadar kurduğu nice hayalleri var. Kimisi gerçekleşen kimisi de gerçeğin yanına dahi yaklaşamayan. Gerçekleştiğinde sevinçten uçtuğumuz, gerçekleşmediğinde ise suskunluğa gömüldüğümüz hayaller. Hayat kasetimizi şöyle bir geriye sarıp baksak, hayal dünyamızdan geçenlerin ne kadarı hayat bulmuştur acaba. Peki, hakikat denen gerçekliğe ulaşmak için ille de hayal kurmaya gerek var mıdır? Hayal gücümüzü kullanarak aklımıza düşürdüğümüz, oradan da yol bularak hayata aksettirmek için çabalar sarf ettiğimiz o hayaller. Ya hayallerimiz hiç olmasaydı! Olmadan da hakikat yaşanmaz mı, ne dersiniz. Yarınlara umutla bakıp tutunabilir miydik hayata?

Yolculuğumuz ömür takvimimizi bir bir tüketirken; hayalden hakikate mi yol almalıyız yoksa hakikatten hayale mi? Hayalin gerçeğe bakan yüzüne yol alabilmek adına nelere katlanabiliriz. Hiç ölçtük mü kendimizi. Hakikatin içindeyken de yine hayaller kurar mı insan. Yeni hakikatlere kapı aralamak adına. Yine; hakikatin duvarlarına çarpıp ölen hayaller de yok mudur? Hem de içinde güzel güzel meltemlerin estiği rüyalara dalmışken. Gerçeğin acı yüzüyle karşılaşılarak sararan ve bir sonbahar yaprağı gibi dalından düşen hayaller. Sürüklenerek hayatın içinden yok olurlar mı bir bir?

Ne dersiniz? Kurallar, kanunlar, örf, adetler, gelenekler ve toplumsal hoyratlık karşısında cendereye sıkıştırılmış olan hayallerimizi özgürce neden yaşayamayız? Bari hayalde dahi olsun mutluluğu yakalayabilseydi insan. Nedir hayalin bu gerçekçi olmaya dayalı köleliği. Şöyle başını kaldırıp perdesini aralasa hayallerimiz; baskıdan kurtularak nuruyla hayat veren güneşe gülerek bakabilseydi insanlar. Yıldızlarla cilveleşseydi, gecenin en zifiri karanlığını yırtarak. Cesaret edebilseydiler en mahrem anında hayalin gerçeğine dokunurken.  Ne kadar da korkak ve ürkektir oysa hayaller. Cılızdır, güçsüz ve abraştır gerçeklik karşısında. Kaf dağına yolculuk etmek isterken kırılmaz mı kanatları, mutluluğun engin tepelerinde uçarken... 

Vuslata ermek isteyenlerin kurduğu hayal dünyası, neden hayranına kavuşamadan yıkılsın ki. İlle de vuslatın hayalden ibaret olduğunu içi acıyarak mı anlamalı insan.   Evet, hakikat öyle acımasızdır ki; ne âşıklık ne de sevgi sarhoşluğu bile vuslata müsaade etmez bir türlü, hayali dahi olsa. Yüz bulamaz hayal gerçek karşısında. Takati de yoktur ki, galip gelebilsin. Bu tahakküm; insanlarda bıkkınlık, bezginlik ve bedbinlik oluşturur mu bilinmez. Bir gün hayallerinin gerçekleşememesinden usanan insan, teslim bayrağını çekerek acı gerçeklerden yana tavır alır mı? Hasretten usanmış gönlüne nida ederek; “nedir senden çektiğim” der mi? Ya da özlenen sevgiliye seslenerek; “git gönlüne başka kapılarda hayat ara” mı der. Hayalle gerçek arası kurulan köprüler bu kadar zıtlık teşkil etseler de, gerçekten kaçan ve hakikate yenik düşen hayaller kaçıp göçseler de; dünyamızdan asla silinmezler ve izlerini de bırakırlar arkalarında. Zira hakikat de en az kendisine duyulan ihtiyaç kadar mahkûmdur hayale. Gün gelip o da çıkacaktır hayalin karşısına. Çünkü hayalin ne gidecek gücü vardır hakikat karşısında, ne de kendisini yeni hayallere salabilecek isteği. Ateşin etrafında dönen pervaneler misali, başka çaresi de yoktur aslında. Gerçeği bile bile; her şart altında yanmaktan başka alternatifi de! Sordunuz mu hiç kendinize; Hayalden hakikate midir yolculuğunuz, yoksa hakikatten hayale mi? Karar da sizin, sonuçlarına katlanmakta sizin tercihiniz… 

Hayal kalenizin yıkılmamasını, gerçeğin sıkıcılığından bunalan yüreğinizin, çocuk ruhu güzelliğindeki hayallerle ferahlamasını diliyorum.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder