reklam

reklam

Ayşe Avcı Aydoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ayşe Avcı Aydoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24/07/2025

Nerede Değilim?

 

-üç gün dedin beş gün oldu daha ne zaman gidecekler?” Dedi kadın

-çocuğun okul işi hallolsun gidecekler, niye böyle yapıyosun?” Dedi adam

Yemekler yapılmıştı yardım da etmiştin kadın yorulmasın diye. Sevimsiz çocuğunu bile oynatmıştın çocuk ağlayıp da annesini kızdırmasın diye. 

Çıktılar odadan

-hadi bakalıııım herkes sofraya acıktınız dedi kadın

Sen zaten az önce duyduklarından mütevellit bir çuval taş yemiş kadar doymuştun zaten. Yine de minnet duyuyordun, zor zamanında evlerini açmışlardı sana. Aslında kaplayabileceğin en küçük alanı kaplamaya çalışıyordun. Küçük çamaşırlarını mümkünse elinde yıkayıp gece herkes yatınca odanın balkonuna asıp sabah tertemiz giyiyordun artık nemli falan hemen kuruyordu üstünde. Öyle otururken telefonu falan çok almıyordun eline milletin gözüne batmamak için işte tuvalette falan hızlı hızlı ne kadar bakabilirsen. 

Yemekler servis edilmeye başlandı sofrada ve ennnnn sevmediğin yemeği (ki evinizde olsan “elli kere ben bunu yemem ya başka yemek yok mu ? Derdin”) az önce yediğin taşların, kayaların üstüne başladın kaşıklamaya. 

Bu evde sanki saatler dakikalar değil, saniyeler bile saatlerce uzuyordu. Şöyle bir televizyonun karşısında hiç bir şey umurunda olmadan uyuyakalmak için neler vermezdin. Hani o üzeri delinmişti de bir türlü tamir sırası gelmedi diye hayıflanmıştın; hah işte o kanepe. Üstelik televizyonda ev sahibi izliyor diye izlemek zorunda olduğun hiçbir şey yok. Kumanda sende. Nereyi canın istiyorsa orayı aç. 

Çok özledin; evini, istediğin zaman duş alabilme, çamaşır yıkayabilme, istemediğin sebzeyi pazardan almayabilme özgürlüğünü özledin. Minnetin ağırlığı ezdikçe ezdi seni, gidebilmeyi özledin. 


Aç gözlerini yazı bitti, şükredecek var. 

Şimdi diğer her şeyi bırak aksınlar seninle. Buzdolabında yemek zorunda olmadığın sebzeler mutlu, sen özgür televizyonda çok kıymetli boş boş şeyler, düşünsene kumanda sende ve sen o değiştirme sırası gelmeyen kanepedesin. 

Sadece düşüncesi bile yetti seni üzmeye, ezmeye

Öyleyse hamd et kendin için ve dua et onlar için. Selamet dile. O çatının altındaki tüm bekleyenler için. Kadın için, adam için ve kalan için ve kendin için

12/07/2025

Kalp Sağlığını Korumanın Kısa Yolu

Yansa parmak uçlarımız koruruz her türlü darbeden , süreriz merhemini , iyileşmesini bekleriz.  Peki kalbimiz yandığında ?? Eşimiz , ailemiz , arkadaşlarımız , komşumuz en yakın bildiğimiz,  güvendiğimiz biri kalbimizi yaktığında ?? Neden merhemini sürüp us ile iyileşmesini beklemek yerine , fırsatını bulduğumuz her an hatırlayarak , daha da derinleşmesi için kaşıyarak , unutmamak için duvarlara vurarak neden daha çok bereleriz ?? Kalbimizi parmaklarımızdan değersiz kılan nedir ?? 
Kalbinizi iyileştirin dostlar. Kalbinizin iyileşmesine fırsat verin.  Yeni yaralar hep olacak elbet. İşte tam da bu yüzden eski yaralara yol verin.  İyileştirin ki , değersiz bir avuç et parçası gibi çürümesin.  Hatırlayın !!! Çürümüş etlerden nasiplenmek için kimler bekler hatırlayın !!! 
Kalbinizi iyileştirin dostlar. Bu herkesten çok size yarar.  İyileşen parmaklarınızla nasıl sımsıkı tutabilirseniz varlığı , İyileşen kalbinizle de öyle sıkı tutabilirsiniz kendi varlığınızı.  Kalemi , çatalı , çiçeği , bebeği tutmak için  nasıl ihtiyaç varsa iyileşmiş parmaklara , kendini tutabilmek için de kayıtsız şartsız ihtiyaç var iyileşmiş bir kalbe. 
Sürün bir seher vakti yağan nur merheminden , siz niyet edin hele bir iyileşmeye , hele bir gidin hastanenin kapısına , Allah'ın yardımı yetişecektir elbet. Görünen yaralara ilaçlar doktorlar hastaneler veren Rab , görünmeyen yaralara da bir merhem yaratmıştır elbet. Siz yeter ki isteyin.
Ayşe Avcı Aydoğan
27.09.2016


08/07/2025

Bir Pencere Kanadı

Açın pencerelerini dünyanın ,  boğuluyorum  !!! 
Ortadoğudan yükselen yanık et kokusu doluyor genzime ve her an daha da harlıyor bu ateşi,  batıdan esen , gözünü hırs bürümüş , önüne çıkan ne varsa darma duman eden bu rüzgâr. 
Esmer tenler görüyorum , güneşten değil savaştan yanan.  Trafik lambasındaki dördüncü bir renk gibiler kavşaklarda. Kırmızıyla beraber siyahı da yakıyorlar sanki. Siyaha dönen yaşamlarını gözlerimize sokuyorlar. Fakat yaşama hakkı kimin umrunda ??? Umrumuzda olan tek şey geçiş hakkı. Bize yeşil yandıysa eğer kendi karanlığıyla başbaşa bırakıp siyahı , devam ediyoruz bir sonraki kırmızıya kadar. 
Açın pencerelerini dünyanın ,boğuluyorum! !!
Bu riyakarlık kokusu tıkıyor nefesimi. Sanki nefes , Milenyumda Çocuk İsimleri sözlüğünde geçen bir isimden ibaret gibi. En son ne zaman aldığını bilen yok. Zaten  özçekimlerinden yüzündeki her çizgiyi ezberlediğimiz boş kafaların , nefese ihtiyacı da yok. Zira oksijensizlikten beyin işlevini çoktan yitirmiş. 
Açın pencereleri , kirletilmemiş evrenden hava dolsun , ciğeri beş para etmezlerin birbirini yediği dünyanın ciğerlerine. Temiz hava diyorum , nifak tohumlarının ekilmediği , çocuk kanıyla sulanmamış topraklardan yükselmiş olsun.  Açın pencerelerini dünyanın, boğuluyorum !!!
Kuş seslerinden çoktan vazgeçtim , bari 
sonrasında ölüm ilanı olmayan selâlar girsin içeri.
Ayşe Avcı Aydoğan
Kırılgan bir günün ertesi

04/07/2025

Vefaya Karşıdan Bakış

Vefa bir tohumdu kirlenmemiş  kalplerde
Kim bir bardak su döktüyse  o'na yeşerdi
Dalları kırılınca  anladı ancak
Yardım birtek , Rahman dileyince  gelirdi.

Neler bekliyoruz değil mi azıcık bir yardımımızın dokunduğu kimselerden. Örneğin bir ömür hatırlasın  istiyoruz  yaptığımız  iyiliği. Bize davranışları  hep bunun  üzerine kurulsun istiyoruz. Yaptığımız  onlarca negatif davranışın hatırlanmasından zerre memnun olmazken,  zerre kadar iyilik, büyüsün de büyüsün istiyoruz gözlerde.  Neden ? Biz tefeci miyiz ki bir iyiliğe bin yıl vefa istiyoruz. Biz tüccar mıyız ki nefsim,  iyiliği satıyoruz?

Vefa umarak yaptıklarımız ,  hep cefa getirmedi  mi sonunda?  Hep dönüp dolaşıp  kendimizi  vurmadık mı kendi silahımızla. Vefalı  olmayı minnet etmek zannederken , ömrümüzü  minnet bekleyerek harcamadık mı ? Her iyiliğin arkasından , canımızdan bir parça gidiyor gibi baka  baka ,  azalmadık  mı varlığımızdan parça parça.

Gel bırakalım yaptığımız  iyilikleri kağıttan  gemiler gibi sulara. Bakmayalım arkasından , bilmeyelim nereye gitti. Biz önce iyi olmaya niyet edelim, önce insan olmaya. Niyet edelim verenin  Allah olduğunu hatırlarken , geriye kalan her şeyi unutmaya.

Ayşe Avcı Aydoğan








01/07/2025

Bülbülün Kırk Şarkısı

O'na bir şey olursa , yaşayamam ! diyordu Halime , Muhammed (s.a.v.) i anneciğine teslim ederken. Yıllar önce bu sözü bir kez de Amine söylemişti , evladını süt annesine verirken. O'na birşey olursa yaşayamam!
Bülbülün Kırk Şarkısı...
İskender Pala
masalsı bir anlatımla kitaba dahil olan bülbülün ağzından dinliyoruz bütün yaşananları. birinci ağızdan tüm duygularıyla anlatıyor , anlatmakla kalmıyor aynı hissiyatın okuyucuya da geçmesine vesile oluyor.
Kitap Resulullah'ın babacığının göz alıcı bir delikanlı , anneciğinin ise naif bir hanımefendi olduğu zamanlardan başlıyor. Evliliklerini ,paylaştıklarını , dünya denen bu handan nasıl geçip gittiklerini ve elbette vedalarını anlatıyor. Resulullah'ın yakınlarını bir bir nasıl kaybettiğini ve amcası Ebu Talib tarafından nasıl himaye edildiğini iyice kavratıyor.
Peygamberlik nişanelerinin tek tek ortaya çıkışına asırlar sonra tanıklık ediyorsunuz okurken. İslamın o çorak topraklarda nasıl kök salıp yeşerdiğini, Hz. Ebubekir'in sadakatini , Hz Ali'nin cesaretini , cesareti ile birlikte Hz. Fatma' ya talip olurken gösterdiği edebi, Hz. Ömer'in hiddetli adaletini ,Hz. Osman'ın mahcup hallerini yanlarındaymışcasına hissediyorsunuz.  Taif ' de Resulullah ile hüzünleniyor, Medine de cemaatle sabah namazı kılıyorsunuz his dünyanızda. Mücadele Hatun 'un bu ismi nasıl aldığının detaylarını öğreniyor , "bir daha eşimle aramızda bir bozgunluk çıkarsa bu hikaye de bana ders niteliğinde şurada dursun" diyorsunuz.
Hep duyduğunuz ama şahsını bilmediğiniz "Asım'ın Nesli"  tamlamasındaki Asım'ı tanıyorsunuz. Tanımakla kalmıyor , içinize bir yere kazıyor , ardından dua ediyor hayretler içerisinde gözyaşları döküyorsunuz.
Allah'ın dinine ve dinini koruyanlara  olan yardımları ufkunuzu açıyor.

Benim fikrime gelince , bu kitabı okumadan evvel  Peygamberimizin hayatını kronolojik sıra ile anlatan bir kitap okunmasını zaruri buldum. Çünkü kitap zaten olayları bilen birine birinci ağızdan aktarıyor gibi yazılmış. Hakkını vermek gerekir ki , okuduklarımı her hücremde hissettim. Bazı gereksiz bulduğum noktalar vardı aslında not aldığım ama kitabın bende uyandırdığı his bunların bir çoğunu silip süpürdü.
Bu güzel eseri okumanız ve  o kocaman kitaplıklarınızda bulundurmanız tavsiyesi ile dualarınıza talibim.

Ayşe Avcı Aydoğan

30/06/2025

Savaş Çocukları





Gece yarısı  beni yatağımdan aniden kaldıran ses ; güzel kızımın ağlaması sadece , bomba sesleri değil. Hızla yapıyorum mamasını , biraz az gelince basıyor çığlığı. Bebek , anlamıyor. Savaş bebeklerinin anlamadığı gibi. Mamanın hızla yenisi geliyor , Susup uykuya dalıyor minik. Peki savaş çocukları ? Kaç kez aç karna uykuya dalıyor , anneciği eğer hala hayattaysa tabi kaç kez onun açlığını kendi bağrında bastırmaya çalışıyor.

Kirli çamaşırlardaki lekeler , dondurma , çilek , vişne suyu.  Kan değil. Savaş bebekleri kan giyiyor.  Kanla yıkanıyor mini mini elbiseleri . Savaşa dayanan bebekler diyorum , dayanmak zorunda kalan. Silah seslerinden ninniler dinlemeye alışmış kulakları. Mavi gökyüzüne bakamıyor simsiyah gözleri patlamaların dumanlarından. Odadan beşikten vazgeçmiş zaten ama çocuk işte , yinede dünyayı görmek istiyor yeniden kaldıramadığı enkaz yığınlarının arkasından.

Sessiz çığlıkları yankılanıyor kulaklarımda.  Yeni ciciler giydirdiğimde kızıma , yaralanan bir yavrunun yeni olduğu için doktora "kesme pijamam yeni alındı " deyişi geliyor.
Kalbimin damarlarıma kan pompaladığı yerden başlıyor duam.  Tüm hücrelerimi dolaşıyor. Sabır diliyorum Allah'tan ve merhamet. Biliyorum ki O'nun kadar kimse merhamet edemez. Biliyorum ki Allah mükafatını vermeyeceği bir alacak istemez.
Ahiretin varlığına iman ediyorum tüm acizliğimle. Allah'ın adaletinin tecelli edeceği gün savaş çocuklarını cennette görmek istiyorum.
Ayşe Avcı Aydoğan
3 nisan salı

01/05/2025

HAZRETİ HACER


.Hacersin, rüzgarın kızı. Alnına vazgeçmek yazılmış olan ve vazgeçilmekle imtihan edilen Hacer. Bir saltanatın beşiğinden, bir zalimin eşiğine düşen, uzaklardan gelenlerin en yakını, en yakınım zannettiklerinin en uzağı olacak Hacer. Yalnız, kimsesiz,garip Hacer."Ben beni buldum, vatanımda" derken, benliğini vatanında bırakıp gitmek zorunda bırakılacak Hacer. Kanlı canlı çıktığı, bilinmezlik yolculuğunun her adımında, bir parçasından vazgeçen, adımlar ata ata değil yollara döküle döküle giden Hacer.
Bu kadar az şeyi severken  ne kadar çok şeyi feda ettin. Ne kadar az yer kaplarken hayatlarda, ne kadar çok vazgeçildin. Oradan oraya sürüklerken rüzgar seni, hiç darılmadın sen. Rüzgarlarla mektuplar yolladın kaybettiğin vatanına. Dünyadaki tek mülkün olan kandilin, kalbinin ateşi gibi kaldı arkanda. Kalbinin ateşi hiç sönmedi Hacer.Yine de sana su aratan bu değildi. İsmail'in kuruyan dudakları, susan çığlığı,azalan nefesiydi seni suyun peşinde koşturan. Şu dünyada kendin için ne istemiştin Hacer? Nefsin için ne istemiştin? Bırakıldığında ıssız bir çöl ortasına "Allah ise bizi buraya bıraktıran,ben razıyım" dedin sadece. Neyse Hacer olmanın gereği yine onu yaptın. Hacerdin sen rüzgarın kızıyken, İsmail'in anası olan Hacer. İsmail'in annesi olmak aramayı gerektirirdi, koşmayı, su bulmayı, su olmayı, su olup akmayı gerektirirdi. Aktın Hacer, su olup aktın. Mekke'ye önce, sonra ümmete aktın. Allah içinin yanan ateşine karşılık sana Zemzemi verdi. Yana yana geldiğin bu yolun sonunda kana kana iç Hacer. Boşalan damarların yeniden dolsun. Allahın emrine duyduğun sadakat uğruna geride bıraktığın çadırın, karşılığı olsun Mekke şehri. Mekkenin annesi ol Hacer. 

"BU KADAR ÇOK SEVMENİN BU KADAR ÇOK KESKİN KADERİ DE OLURMUŞ DESİNLER, DESİNLER Kİ HER AŞKI SINAYACAK KESKİNLİKTE BOY BOY BALTALARI VARDIR KADERİN"

Teslimiyetin en güzel örneği, hala orda mısın? Zemzemin başında, küçük İsmailin ayaklarının ucunda mısın? Rüzgarlara anlattığın mektuplar Kenan ilini çoktan geçti, bin yıllar öteye, buraya ulaştı. Peki gözyaşlarım ve dularım sana ulaştı mı Hacer?
                                                         

24/04/2025

İnşirah

 
  İnşirah , inşirah , inşirah... Seninle bir ömür kalmaz o ah.

Göğsünde Rabbin , kalbinin içinde , zihninde , hücrelerinde. Daraldığında genişletecek , sıktığında açacak , düştüğünde kaldıracak. Sen ben gibi değil üstelik , her an tetikte.

Her an bir hikmeti nakış gibi işleniyor ömre. Gelenler geliyor. Hem öyle solda soldan değil , yürekten yürekten. Açıp bağrını genişlettiği yerden. İlk sözü verdiğin yer kadar yakınsın sona. Okadar yakın o kadar uzak .  Hiç yalnız bırakmadı seni asırlar boyu Rabbin. İlk gün de oradaydı son gün de orada olacak. Serin ol çünkü Allah inşirahını verecek.

Her neyse içini daraltıp sırtına binen. Söküp alacak Rabbin. Sık dişini , bekle. Rabbin yardımı yakın , yakın esenliği. İnşirah de , de ki at içindekini dışarı. Kalbinde yer etmek isteyenler var , kalbine hükmetmek isteyenler , seni zelil etmek isteyenler. Bekle , yakın Rabbin yardımı. Bulutlara bak üst üste binerlerken nasıl ayrılıyorlar tane tane , yağmur yükleniyorlar da sırtlarına zamanı gelince nasıl da alıyor Rabbin yüklerini sırtlarından. Ve nasıl güneş doğuyor arkalarından. Esen rüzgarlar bazen şiddetli bazen sakin , fırtına bazen , bazen meltem. Rüzgarlarla ulaştırıyor Rabbin varacakları yere. Rüzgarları kucakla sen de. İnşirah de çek içine. Hayatındaki rüzgarlar , fırtınalar , yağmurlar götürecek seni ulaşmak istediğin yere. Bekle , yakınlarda Rabbin yardımı.

Zorluk yok demiyor ki Rabbin , zorluk olmayacağını vadetmedi ki ? Zorluklar verdi fakat , asla zorluğun içine terk etmedi. Sen inandığın kadar ümit verdi , aradığın kadar yol açtı , duruşun kadar mükafat , tavrın kadar sınav , zorluğun kadar kolaylık verdi . Dağı görüyorsun şimdi. Ancak dağın büyüklüğü seni aldatmasın , arkasında yollar var.  Hele sen dağı geçmeye bir sabret. Hele sen bir Allah’a aşık olmaya niyet et. Hele sen bir kendini Allah’a teslim et. 



21/04/2025

KALP KIRMIZISI

Kalp  kızartıcı  bir suçtan !  ötürü  susmalıydı  insan  , eğer  susacaksa. Gerçeğin taklitçisi tüm zırvalara kulağını, kalbini incitmemek  adına kapamalıydı. En sessiz çığlıklarla  haykırmalıydı kendine , kendinin  yanında  olduğunu. Tüm namüsait durumlar hazırola geçmiş,  tüm yanlış anlamalar  bir bir nöbete  durmuş olsa bile karşısında.  
Kalp kızartıcı  suçlar ! diyorum  evet.  Kalbin fıtratına en uygun , en olması gerekenken , her işlendiğinde  değerlerini yitirmiş toplumlarda hata gibi görülen, en arızalı  belki kaypak hayata göre. Ve en canlı hali kırmızının. En alttan alışlısı duruşların sevip değer  verdiklerin karşısında. 
Şaşaalı  hayatların ortasında en mütevazisi,  aciz kullardan medet ummayıpta en Yaratana sığınmacılısı. Anlatmaya çalışmak için derin bir nefes aldıktan sonra,  insanlığını hatırlayıp en vazgeçişlisi. 
En yumuşak hali kalbin , kırılmayı bilmem  ama ezilmeye en müsait hali. Ne hasetin ne  kötülüğün siyah lekesi var üzerinde  henüz , ne de dinamitlenmiş  bir binanın enkaz kalıntıları. Betonlaşmamış henüz , henüz donmamış. Hala bu kadar canlı olduğu  için olmalı ya işte tüm yürekten  sevişleri.

Ayşece
31.07.2017

17/04/2025

Aşk Hasret ve Vuslata Dair -Ayşece


Aşkla mı başlıyor hasret yoksa hasret mi tutuşturuyor aşkı ? Sol yanım bir yangın yeri. Ateşe çalı çırpı toplayan çocuklar gibi aklıma gelen her hatıra. Her defasında kuvvetleniyor. Soluğumu kesiyor içimdeki duman , nefessiz kalıyorum. Gözlerin gözlerimin önüne geliyor , ölmek üzere olan birinin hayatı gibi. Gözlerindeki hareler vuruyor beni hiç ıskalamadan ve gözyaşlarında boğuluyorum. Ölüme yaklaştırıyor yokluğun çabalamak kifayetsiz.

Ah sevdiğim ; ahh yeniden tutsam saçlarından , gülüşünden içsem kana kana. Varlığını çeksem içime , damarlarımı senle doldursam , aksan kanımda ben varoldukça. Yada , yada versem cayır cayır yanan kalbimi ellerine , tutabilsen avuçlarında. Bana yaramadı desem , al senin olsun.

İçimi acıtıyor sensizlik, liğme liğme dökülüyor etim. Parçalanıyor , bitiyorum. Ah sevdiğim , özlüyorum. Vuslata dair ne varsa , arkasında kaldı yollarımı kesen sıradağların. Gözyaşlarımla suladığım ümitlerim kurudu , ayaklarımsa perişan , hayalini kovalamaktan.
Ellerim bir kez daha tutsa ellerini , ah sevdiğim bir kez daha görebilir miyim seni ? Bir gülsen , bir meltem esse gülüşünden ufkuma doğru. Bir derman gelse dizlerime. Bir bakışına arşınlasam taşı toprağı ve bulsam bıraktığım yerde.

Seni yine orada , mahçubiyetin esareti altında , vuslatı beklerken.
18.02.2016
Ayşe Avcı Aydoğan


14/04/2025

KENDİNE GÜNAHKAR



Her şeyin  nasip olduğunu  bile bile yine de üzülüyorum  geç tanıştığım  İslam  ahlakını  bu kadar geç bulduğuma. Şimdiye kadar sadece yapma günah  diye öğretilenleri  yavaş yavaş ayırt etmeye  başladım Kuran'ı  Resul'ü  anlamaya başladıktan sonra. Hangisi ,  başkaları  ne der diye konmuş tabular,  hangileri  insanın  kendi  psikolojisi kendi gelişimi  için uzak durması gerekenler,  hangileri  ilerideki  aile hayatı ,  karşılaşacağı  olaylar, hayatla imtihanı konusunda eliyle  ektikleri yavaş yavaş idrak etmeye başladım. 

Kendim adına, başkaları ne der diye olanları azar azar eksiltmeye  çalışıyorum  hayatımdan. Herhangi bir davranışımda  kendimi sorguluyorum usulca , kendim için mi yapıyorum,  gerçekten istiyor muyum  diye. Birden olmuyor öyle tabi. Ama insan kendini tanımaya başlıyor böyle  böyle. Gerçekten  sevdiğim  yemek ,  giymek istediklerim,  tercih ettiğim  renkler, bir çoğunu kendime daha özgürce ilan etmeye başladım. Hala  okuduğum   bazı kitapları gizli okuyorum mesela. Kütüphanemde  en geri planda  duruyorlar "buncu musun?  " demesinler  diye.  " Oncu" olmadığımı adım gibi bildiğim  halde ,  insanların bu fikrini  demekki fazlasıyla  önemsiyorum. Fakat  ısrarla tavsiye ediyorum bu yaşam tarzını. İnsanı yüklerinden  kurtarıp  hafifletiyor. Kendine  döndürüyor  kendini. Sosyal medyada daha çok "like" için on yüz bin filtre kullanmanıza  gerek kalmıyor mesela . Ya da arabanızın  markasını  kadraja  sığdıracak  şekilde fotoğraf çekme çabalarınıza. Hayatımda bunu fazlasıyla  başarmış  birkaç insan tanıyorum,  izliyorum  nasıl bu kadar önemsemediklerini dünyayı.  Nasıl "an" a takılmadıklarını. Örnek almaya çalışıyorum Manga'nın  bir şarkısını  mırıldanarak " Başkalarının  gözleri,  kimin umurunda?  "
Bir de geleceğe  yatırım amaçlı  yapılmaması  gerekenler var mesela?  Belki " karma " desem daha tanıdık  gelir kulaklara. Yaptığın  ,  yaşattığın  ,  kınadığın  her şeyin  dönüp dolaşıp karşına çıkacağına  inanılıyor.  Ya da bir nevi çiftçilik  diyelim ,  baharda  ekiyor,  güz de biçiyorsun. Bizim oralarda meşhur bir laf vardır " dedesi koruk  yemiş  ,  torununun  dişi kamaşmış " diye.  Takip ediyor yani bizi ,  yapıp yaşattıklarımız. Ne acı değil mi nefse göre. 
Geleceğe yatırım demişken sadece karma ile bitmiyor tabi. Yetiştirdiğimiz çocuklar ve onların şahit olduğu hayat tarzımız resmen bıçak  sırtı. Bana  kalırsa bu da en tehlikelilerinden biri. En masum  görüneni belki de. Parkta  sallanan  çocuğuna  " sana şunu vercem hadi eve gidelim " diyen annenin,  ilerde çocuğu tarafından masumane! bir şekilde kandırılacağını  tahmin etmek  işten  değil. Ve yalana  alışan , hatta onu  yalan olarak görmeyen ,  sıkışınca  ,  gerektiği!  zaman durumu kurtarmak  adına söylenilebilecek  olan beyaz yalanlar. Hatırlıyorum  ben ,  küçükken dilenciler  gezerdi kapı kapı ve annelerimiz  hep tembih ederdi " dilenci gelirse babam içeride uyuyor  de " diye. Bazen kapının önüne de bir çift baba ayakkabısı  konurdu senaryo gerçeğe yakın olsun diye. Böyle en az  bir hatırası olan  milyonlarca  çocuk olduğuna  dair bahse girerim.  Aslında işi biraz daha kurcalasan  kim bilir neler çıkar altından. Örneğin bu çocuk hep başkalarına  ( içeride uyuyan hayali  kahramana ) güven  geliştirmiş  olabilir  bilinçaltında. Olmadığında  hayalleri  yıkılan ,  hayata küsen. Güvensiz ,   yalnız hisseden. Neyse bu konu başka yazıya inşallah  ☺ 
Kendi gelişimi  kendi psikolojisi  için olanlaraysa kendini  kandırmaktan  başlayabilirim.  Kendine en büyük kötülüğü etmek. Yalan söylemeye  kendinden  başlamak ,  kendi mutsuzluğuna  altı  numara bahanelerle  kılıflar  örmek. Bedenine  ,  ruhuna  uymayan bu kılıflar  içinde  boğulmak  elbette bir süre sonra. Kendine haksızlık  etmek vicdansızca. Beden varlığına tüm varlığını  armağan  edip ruhu hiçe saymak.  Daha bir sürüsü  ile çoğaltılabilir tabi örnekler . Kendimi de dahil ederek tüm yazdıklarıma ,  attığımız adımları biraz daha bilinçli bir şekilde  atabiliriz  belki de bundan sonra.

Ve bu arada başkasının  ağacından  izinsiz aldığı meyveye  " amaaan  millette  ne günahlar var bu günah değil göz hakkı  " diyerek bu yazıyı yazmama  vesile olan teyzeye  de ayrıca selam olsun.

10/04/2025

İçimdeki Ses


İçimi bilmese  Yaradan , aslolan niyet olur mu ?

Nefis de biliyor bunu ve vuruyor , güçsüz fakat sabit aralıklarla. göğüs kafesine sıkıştırıyor aklı. boğazına oturuyor bir düğüm gibi. mecbur etmeye çalışıyor , bu halden kurtulmaya niyet ettiriyor önce usuldan , sonra sıralamaya başlıyor gerekçelerini. İnandırıyor da...
İnanıyorsun nefsine uyarsan durumu kurtaracağına. Nefsin sana sen gibi yaklaşıyor. Gören yok içini , bilen yok. Haklılığın,  tüm gerçekliğiyle ortada , nefsin öyle söylüyor. tüm gücüyle itiyor seni günaha. Zaten çok alımlı ve fazlasıyla davetkar. Tüm ihtişamıyla açmış kollarını seni bekliyor.
 Saracak...
Hayır , gitme ! Yakacak. 
Sonsuz bir kuvvet yanındayken yapma , aklını sığlaştırma.  Yaradanın sonsuz rahmeti , ödülü , adaleti varken yaradılandan medet umma. Daraltma bakış açını ve küçültme bakışlarını. Zarara girme.
Boğazına oturmuş soluğunu kesiyor gibi hissettirse de nefsin , unutma şah damarından daha da yakın  Rab! Daha da sonsuz 
Bir anlık gafletin peşinden ardarda dizilmiş vagonlar gibi gelir hatalar. Yaptığından pişman bir kalp , söylediğinden pişman bir dil , öne eğik bir yüz kalır geriye nefsin ortaklığından. 
Uyma! Nefs azılı bir düşman. Doymayan , yetinmeyen , tatmin olmayan. Yol arkadaşı gibi görünüp , arkadaşını yolda bırakan. 
Allahın dostluğuna inan , inan ki başka dost aramayasın. İstediğini verecek varken yaradılanın kapısına varmayasın. Öyle bir iman inşa et ki yüreğinde , nefsin karşısında dimdik durasın. 
Nefsin elinden bir dala tamah etme, ormanlar Allah'ınken  , yıldıza tamah etme güneş Allah'ınken , üç kuruşa tamah etme mülk Allah'ınken.
Sen nefsin karşısında tek dostun olan Allah'a sığın , dua et. Çünkü nefsin sesine sağır , ihtişamına kör edecek  kudret bir tek Allah'tadır. 

Ayşe Avcı Aydoğan 

24.05.2016

07/04/2025

Kalbim Kimin

                             

Ebrehe ve ordusu; kocaa koca filler, önüne çıkanı eze eze devasa bir güç ile geliyorlarmış Kabe’ye doğru. Öyle ki onların geldiğini duyan herkes korkudan kaçmaya, bulunduğu yeri terk etmeye başlıyormuş. hem gelenlerin haşmeti ile hem kaçanların tantanası ile daha da devleşen endişe daha ordular gelmeden büyük bir kaos yaratıyormuş.
Haber Kabe'ye Peygamber Efendimizin dedesi Abdulmuttalib'e kadar ulaşmış.

Kabe'nin anahtarı ondaymış çünkü. Sulh yolu ile halletmek istemiş önce Abdulmuttalib, vazgeçirmek geri döndürmek istemiş ancak Ebrehe öylesine azgın, öylesine savaş yanlısıymış ki önüne çıkan her şeyi ezip geçebileceğine inanıyormuş.

Abdulmuttalib 'o halde ben develerimi alır çıkarım' demiş

Ebrehe şaşırmış 'Kabe için karşımda durmayacak mısın, yalvarmayacak mısın?'

demiş ki Abdulmuttalib 'Kabe'nin sahibi gerekeni yapacaktır. Benim O'na olan imanım tam!'

Biz bunları neden öğreniyoruz?

Gidip Kabe'yi mi koruyacağız taşla tüfekle? 

Belki fiili olarak Kabe ile değil ama Kalbimiz ile imtihan olacağız.

Kalbimize Ebrehenin orduları gibi saldıracak vesveseler, kibir, kıskançlık, cimrilik, hasetlik biz onlarla savaşacağız. Kendimizi bir bütün olarak cennette konumlandırmanın peşine düşmektense belki, önce sorumlusu olduğumuz tekamül yolculuğumuzdaki evreleri tamamlamaya gayret edeceğiz. Biz tane tane kendimizi düzeltirsek Allah'ın da Kalbimizi ve ruhumuzu bir bütün olarak koruyacağına iman edeceğiz. 

Nasıl ki Ebrehe ve ordusu Kabe’ye doğru gelirken peygamberimizin dedesi ben kendi develerime sahip çıkayım Kabe’nin sahibi Kabe’sine nasıl olsa sahip çıkar dedi. E Kabe Allah’ın evi de Kalp  Allah’ın evi değil mi? O halde biz kendi hareketlerimize dikkat edeceğiz, elimizi dilimizi koruyacağız,   Allah bizi zaten  koruyacaktır. Kabe’yi nasıl yıktırmadı ise bizi de ziyan etmeyecektir. Öyleyse yaşadığımız şeylerin hiç biri Allah'tan daha güçlü değil bu yüzden hiç biri beni yok edemeyecektir. Her ne olursa olsun Allah’a yüzünü dönen daima galip gelir. Nasıl Allah Kabe için kuşları fillere galip getirdi senin için de mucizeler olup durur.

 Korunduğumuz için farkında değiliz sadece nasıl mucizelerle korunduğumuzun. Korunmayı sadece iyi şeylerin başımıza gelmesi olarak düşünürsek içinden çıkılmaz bir sarmala düşeriz elbette. Oysa bazen yolumuza çıkan küçük bir engel bizi bir felakete ilerlemekten alıkoyuyor olabilir. Ya da kırılan bir dal koca bir ağacın kesilmesine sebep olacak bir sonu engelliyordur. Biz bilmeyiz Allah muhakkak bilir. biz sadece bilmeliyiz ki Allah'a yüzünü dönen O'nun nuru ile aydınlanır.  

11/05/2018

CENNET

   
Bugün; Resulullah’ı düşündüm. Taiften dönüşünü , uğradığı saldırıyı , hakareti. Bir peygamberden daha fazla kibirlenmesi gereken kimdi bunu düşündüm. Allah’a en yakın değil miydi ? Dilemesi yetmez miydi bir kavmin helakı için. Üzüldüm...
Kendimi düşündüm kızgın bir çölün ortasında yapayalnız , reddedilmiş. Sığınmasız ve savunmasız , hem haber beklenen hem de haber bekleyen. Yaralı bir kuş gibi. 
Sonra bir sevdim bir daha sevdim Resulullah’ı. Aslanlar gibiydi yaşadığı olay karşısında. Bir aslan kadar kuvvetli , çevik ve kendinden emindi. Allah’ın her zorluğun arkasından bir kolaylık vereceğinden zerre şüphesi yoktu çünkü.  Acizliğe kapılmadı hiç , muhatabı Allah iken Allah’tan yüz çevirip , gaflet içinde olanları muhatap görmedi kendine. Yanmadı , yakmadı , yakılmadı. Dedesi İbrahim’ de öyle yapmamış mıydı ? Ne yanmıştı kavmimden ayrılıyorum diye ? Ne yakmıştı peşimden gelmiyorsunuz diye ? Ne de yakılabilmişti haşa ilahlık taslayan zalimler tarafından. Sonunda zulüm zalimde kalmıştı , mükafat İbrahim’de. Allah sırtındaki yükü almış ,  şanını yüceltmiş İslamın atası yapmıştı. Allah ondan razı olsun. Şimdi de Resulullah yapıyordu aynısını. Çünkü hanif olmak bunu gerektirirdi. Bir orduya ihtiyaç yoktu kanında  islam orduları akarken. Aklın Allah’ın yönelttiği şekilde çalışırken imkan yoktu nefsin çukurlarına düşmeye. 
Ve şanını yüceltmişti Allah. Almıştı sırtından yükünü. Medine’yi vermişti.  Kalplerimizi halden hale çeviren Allah , Yesribi Medine’ye çevirmişti. Medine’ye giden yola binbir türlü kolaylıklar nasip etmişti. Durmadı Resulullah ; kibirlenmedi , kapılmadı rehavete , kendini garantide hissetmedi hiç bir zaman. Bir işten diğerine koştu. Yoruldu fakat vazgeçmedi , duraksamadı. Mükafaatını hep Allah’tan bekledi. İnsanlara ahireti Medine yapmanın yollarını anlattı. Eylemde bulundu eyleme sevk etti. 
Sonra Taif’teki Resulullah canlanıyor gözümde. Namaz vakti geliyor. Tüm cennet ahalisi Resulullah’ın arkasında saf tutmak telaşında. Kadın erkek kim varsa. Sonra teker teker toplanıyor herkes. Hz Ebubekir ile birbirlerine bakıp gülümsüyorlar. Hz Ömer geliyor bir taraftan genç ve çevik , ve hz Osman naif ,sıkılgan sonra Fatıma Alisinin yanında çiçekler açmış etekelerinde. Ve Aişesi Resulullahın , babası ve sevgilisinin ardında ilerliyor. Ve kendimi o namazda saf tutmuş hayal ediyorum. İşte benim cennet hayalim sarıyor o anda heryeri. Bembeyaz püripakız hepimiz. Yanyana omuz omuzayız. İşte bitmiş dünya telaşı ve varılacak yeri haketmişiz. Gözyaşlarımız karışıyor tebessümlerimize. 
Sonra çöl ortasında yalnız kalan kendime dönüyorum ,  cennette saf tutmak için , bırak bu dünyayı... 
Demiyor muki Allah 
Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız? Enam 32.  

Ayşe Avcı Aydoğan

14/03/2017

Potin Meselesi

" Haceli  obası' nı engin mi sandın ?
  Ayağında potini  var zengin mi sandın ? "

Çook severek dinlediğim,  hem hüzünlenince hem de neşelenince söylediğim  en samimi duygulara garkolduğum bir türküdür.

Aklıma da şu gelir duyunca;  ne çok öyle zannediyoruz değil mi ? Ayağında potini  var diye para zengini ,  saçında  beyaz var diye tecrübe  zengini,  sakalı başörtüsü  var diye iman zengini zannediyoruz. Yetmiyor  bu zanna göre de hareket ediyoruz. Kendimizi  paralıyoruz bazen , bazense  göle maya çalıp ,  beyhude ümit bağlıyoruz. Sahi neyin zenginliğini  arıyoruz?  Içimizde varolan  bu " bizde olmayanın  hazır olanını  bulmak  bulunca da hazıra  konmak " hissiyatı  da neyin nesi ? Neden kuru bir toprağa yağmur olmak hayalleri  mazide kaldı ? Neden toprağın altında kımıldana kımıldana hayatı taşıyan bir tohum olmak isteği uçtu sinelerimizden ? Biz gözü tokluk nimetini  ne ara silkeledik  sofra beziyle  bahçeye?  Hangi yabani kuşlara katık ettik " fakir ama gururlu  delikanlılık " ayaklarını  ?
Gerçi bunlar kahverengi mobilyalar gibi demode kaldı bu zamanda
Öyle ya komşunun  çocuğuyla olan yarışlarda  şimdi zenginlik moda.
Ayşe