reklam

reklam

Hüsrev Behruz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hüsrev Behruz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26/05/2025

HZ. NUH A.S. (13. BÖLÜM)


 

HZ. NUH A.S.

Biz Hz.Nuh a.s. üzerinden çok ama çok şey öğreniriz de özellikle 

  • Temsil 
  • Tebliğ 
  • Takva 
  • Teselli 
  • Tevekkül

Noktasında çok şey öğreniriz. Temsil İslam'ın yaşanarak gösterilmesidir. Bu olmadığı için şu anda zaten halimiz böyle onun arkasından gelir aslında tebliğ. Tebliğin başından sonuna kadar istikrarla yürümesinin azığı da Takvadır. Takva olmazsa olmaz. Bu iş gerçekten çok zor bir iş. O kadar zor ki İnanın ki babanızın evinde olsanız, muhatap olmayacağınız nice adamlara bu yola çıktığınız zaman muhatap oluyorsunuz. İnsan yükü, taşınması çok ağır bir büyük. O ağır yükü ancak teselli ile taşıyabilirsiniz. İşte Hz. Nuh a.s. onu da bize öğretiyor. Ve en sonunda Allah'a tevekkül ederek, hiçbir şeyi vekil tutmayarak işimizin sonucunu, başarıyı, başarısızlığı ve ne varsa hepsini en sonunda da işin bidayetinden itibaren Allah'a tevekkül ederek meseleyi sonuca vardırmak. Bir de bunları öğretiyor bize Hz. Nuh a.s.

Daha önce de yazdığım gibi, Hz. Nuh a.s. gece gündüz mücadele etti  Yetmedi gizliden yada açıktan tebliğ etti. O da yetmedi bazen tek tek, bazen de toplu olarak yani kullanılabilecek her türlü vesileyi kullanarak Allah'ın dinini insanlara ulaştırmak adına bir azim sergiledi. Öğle bir tebliğ ki o tebliğ ayrı bir sevda.

Tabi bu işin birde Takva boyutu var. Yani kötülüğe karşı sergilenecek Takva modeli. Kötülük iyileri kötüleştirmedi. Kötülüğün umumi hale gelmesi, iyilerin kalitesini de düşürmedi. (Ebrar'ı hatırlayın.) Çünkü oradaki o iyilik, iyilik olarak başladı iyilik olarak da devam etti. Biz bunun en güzel örneğini Hz Nuh'un o güzel hayatında görüyoruz. Kötülüğe karşı sergilenecek en güzel Takva modeli budur işte.

Peki bütün mücadelelere rağmen olumsuzluklara karşı Hz. Nuh a.s.’da Tesellici bir duruş vardı. Bahane yok, küsmek de yok. Kimseye fatura çıkarmak da yok. İslam'a geldiler diye kimseyi minnet altına sokma gibi bir durum da yok. Benim babamın tekkesine gelmiyor ki bana minnet etsin. O İslam'a geldiği için o noktada Allah'a şükür etmesi gerekir. Bunu Müslümanlara minnet vesilesi olarak takdim etmek ve bunun üzerinden birilerini farklı bir boyunduruk altına sokmak, bu davayı anlamamış İnsanların yapacağı iştir. Dolayısıyla burada öyle bir şeyin olmadığını da görüyoruz Hz Nuh a.s.’da. 

Ve son olarak ne görüyoruz Hz. Nuh a.s.’da? Derin bir tevekkül görüyoruz. Neler gördü, neler geçirdi. Ona rağmen tevekkülden en ufak bir ödün, en ufak bir taviz ve en ufak bir düşünce bile aklına gelmedi. En sonunda bıçak kemiğe dayandığı. 

Hatırlayacaksınız Hz. Nuh a.s.’ı üç başlık altında inceliyorduk. Neydi o başlıklar :

1.      Hz. Nuh a.s. kavmini neye ve nasıl davet etti

2.      Kavmi Hz. Nuh a.s.’a nasıl karşılık verdi

3.      Kavminin tepkilerine karşı Hz. Nuh a.s. nasıl davrandı.

1.sini şu ana kadar inceledik. Şimdi 2. Maddeye bakalım.

2.                  KAVMİ HZ. NUH A.S.’A NASIL KARŞILIK VERDİ

Hz. Nuh a.s.  onları tevhide, takmaya çağırıyor ve ibadete çağırıyor. Bununla birlikte kavminden dünyevi hiçbir karşılık da istemiyor. Defaatle de söylüyor :

---“Ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim Allah'a aittir.”

 Bunu söylemesine rağmen kavmi yani karşısındaki o kitle Ekser’ü – nas ve miner’ün min’en – nas yani iyilerin iyileri ve insanların çoğunluğu Hz. Nuh'a farklı bir biçimde karşılık veriyor. Kur’an o kadar ayrıntı veriyor ki bize. Biraz araştırdığımızda bu konu ile ilgili ayetlerin ne kadar çok olduğunu görüyoruz. Ancak ben en son 14 maddede özetlemek zorunda kaldım. 

Kavmi Hz. Nuha.s.’a nasıl karşılık verdi?

  • Apaçık bir delalete düşmek ile suçladılar(Araf Suresi 59. Ayet) 

Delalet kelimesinin Türkçede birkaç karşılığı var ama anlam şu : Sapıtmışsın dediler. Sen yanlış yoldasın diyorlar. Asıl kendilerinin sapkın ve yanlış yolda olduklarının farkında bile değiller. Kendileri yanlış yolda, Hz. Nuh a.s. onları doğruya çağırıyor. Ancak onların Hz. Nuh a.s’a  verdiği karşılık bu. 

Burada Peygamber efendimizin hayatına bakacak olursak ona da Mekkeli müşrikler bu şekilde karşılık vermemiş miydi? Onu da delalet ile suçlamışlardı. Sen atalarımızın dininden bizi koparıyorsun dediler. Sen bizim geleneklerimize göreneklerimize şimdiye kadar gördüklerimize aykırı konuşuyorsun dediler. Biz böyle görmemiştik, biz şöyle görmüştük. Ama sen bunu yapmakla aslında bizim düşüncemiz den sapıyorsun. Bizim de kendin gibi saptırmaya çalışıyorsun. Dediler. Temel'in bir fıkrası var biliyor musunuz : Temel arabasıyla otoyola ters girmiş.  Karşıdan arabalar üstüne üstüne geliyor. O anda radyodan anons yapılıyor Adamın biri otoyolda ters yönde ilerliyor. Lütfen herkes dikkatli olsun. Temel de hemen anonsa karşılık veriyor. Ne bir tanesi diyor hepsi hepsi…. Hiç kendi üzerine alınmıyor. İşte inkarcı bu zaten kendisi sapıtmış bütün bir dünyayı kendi karşısında, farklı bir yerde görüyor. Hz. Nuh a.s.’ın karşısındaki kitlede böyleydi.

  • Dinlememek için bahaneler ortaya koyup hakikatten kaçtılar (Nuh Suresi 7. Ayet)

Ne yaptılar biliyor musun? Kuran aynen şöyle söylüyor : Kulaklarına parmaklarını soktular. Dinlememek için her türlü yolu denediler. Yürürken yollarını değiştirdiler. Hz. Nuh a.s.’ı görmemek için elbiselerinin başlarına geçirdiler. Gözlerini kapadılar. Kibirlendikçe kibirlendiler ve öyle bir hale geldiler ki dinlememek için kullanılabilecek her türlü yolu kullandılar. 

  • Dinimizi ve dolayısıyla birliğimizi bozmaya çalışıyorlar ona karşı sert olun dediler. (Nuh suresi 23. Ayet)

Yani Hz. Nuh a.s.’ı anarşi çıkarmakla suçluyorlar. Bizim birliğimizi dirliğimizi bozmaya çalışıyor dediler. Dediler ki dininizi ve tanrılarınızı bırakmayın. İlahlarınız ve süva, yevus, yeuk ve nesir den vazgeçmeyin. (bunlar onların en büyük putlarıydı) O’na karşıda sert olun. Çünkü o sizin dininize ve birliğinize dil uzatıyor. Bakın Hz. Nuh a.s.’a karşı söylenenler bunlar. Değerli kardeşlerim burada gene  siyer-i nebi'ye bakacak olursak, aynı şey Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve Sellem'e de yapılmadımı. 

  • Bir üstünlüğün yok ki niye sana inanalım dediler. (Hud Suresi 27. Ayet)

Sen de bizim gibi bir insansın dediler. Niye sana inanmış olalım ki. Bula bula Allah seni mi buldu dediler. Kavmin içinde bu kadar zengin, soylu, asil ve bilgili adamlar varken Allah niye seni seçsin dediler. Senin seçilmenin ispatı ne ki? Hadi göster bakalım. Ne önünde melekler yürüyor ne arkada. Ne büyük bir hazinenin sahibisin ne de elini zahmetsizce attığın bir mahsul veren tarlan var. Ne önünde arkanda adamlarım var ne de çoluk çocuğun var. Bizden fazlaca ne üstünlüğü var ki sana inanalım dediler. Senin hiçbir üstünlüğün yok.

Neden böyle düşünüyorlar biliyor musunuz. Çünkü müşrik aklı beşer üstü birini bekliyor. Beşer üstü olsun ki takatler erişmesin, bahaneye yer olsun. Yoksa peygamberin taklidi için onu istemiyor, peygambere ittiba etmek için de onu istemiyor Ne üstünlüğü var ki senin diyor ve bunun üzerinden bir sürü şey söylüyorlar.

  • Alaya alıp küçümsediler (Şuara Suresi 111. Ayet)

Ne dediler biliyor musunuz? 

---“Ona sadece fakirleri inanıyor. Toplumun en düşük en alt tabakası kimse Nuh’a inananlar onlar dediler. Aklı başında, ileri gelen, zengin, toplumda itibar olan kimse inanmıyor. Bizim değer vermediğimiz düşük seviyede dediğimiz insanlar inanıyor. Onun için de dikkate alınacak bir şey değil.”

Diyerek küçümsediler. Alay alıp küçümseyerek ona burun kıvırdılar. 

  • Yanındakilerini sana inanmış olan alt tabaka insanları kov ki seni dinleyelim dediler.(Hud Suresi 29. Ayet)

o tebliği engellemesi gerekiyor Dediler ki :

---“Yanındakileri, o düşük tabakada olanları, o alt tabakadaki olanları yanından kov ki biz yanına gelelim. Senin meclisinde yer alalım.”

Bakın kardeşlerim. Hz. Nuh a.s. onların bu taleplerine nasıl cevap veriyor. Hemen kur’an dan okuyalım. Hud Suresi 29. Ve 30. Ayetler ile Şuara Suresi 111. Ve 115. Ayetlerde onlara şöyle cevap verdiğini okuyoruz.

---“Ey kavmim. Allah'ın emirlerini bildirmeye karşılık sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak Allah'a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim. Çünkü onlar rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizi bilgisizce davranan bir topluluk olarak görüyorum.”(Hud Suresi 29. Ayet)

---“Ey kavmim. Ben onları kovarsam, beni Allah’tan (o’nun azabından) kim korur. Düşünmüyormusunuz.” .”(Hud Suresi 30. Ayet)

Konuşmalar devam ediyor…

---“Onlar şöyle cevap verdiler : Sana düşük seviyeli kimseler tabi olup dururken biz sana iman eder miyiz hiç.Nuh dedi ki : onların yaptıkları hakkında bilgim yok. Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Bir düşünseniz, ben iman edecek olanları kovacak değilim. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”

  • Bizim üzerimizde Hakimiyet kurmak için bunları söylüyorsun dediler. (Mü’minun Suresi 24. Ayet)

---“Senin derdin bize Kral olmak. Sen bunları söyleyerek aslında iktidar elde etmek istiyorsun. Toplumda tanınmak ve bilinmek istiyorsun. Senin tek bir derdin var o da bize hakim olmak.”

Böyle bir şey yok aslında. Ama bir şey anlamıyor o mele’ün min’en-nas. Ya bir insan sadece Ecrin'i, mükafatını Allah'tan bekleyerek bu kadar büyük bir fedakarlık yapabilir mi? Eğer bir insan bir dava için bu kadar mücadele ediyorsa kesin o insanın dünyevi anlamda bir hesabı, gizli bir ajandası vardır. Kendisi menfaatsiz tek kuruşunu vermeyeceği için, menfaat elde etmediği zaman asla orada bulunmayacağı için Allah'ın dini için gayret edeni anlamıyor. 

  • Tehdit edip korkutmaya çalıştılar(Şuara Suresi 116. Ayet)

Ne dediler biliyor musunuz 

---“Eğer bu söylediklerinden vazgeçmezsen seni taşlarız.”

Aleyhisselatu vesselam efendimize kovdular değil mi? Taşlamanın bir anlamı da odur. Mecaz anlamı kovmak demektir. Allah Resûlü sallallahu aleyhi sellemi taşladılar mı? Taif’te taşladılar. Dolayısıyla bu yolun kaderi bu. 

  • Yalanladılar ve yalancılıkla itham ettiler (Kamer Suresi 9. Ayet)

Mesela Hz. Nuh a.s.’ın güvenirliğini sarstılar. 

---“Yalan söylüyor.” dediler haşa. 

---“Yalancının sözüne itibar edilir mi? sözleri doğru değil.” Dediler.

Bir sürü şey söylediler. O sözlerin üzerinden Hz Nuh'un güvenirliğini kaybetmesine çalıştılar.

  • Mecnun / Deli dediler (Kamer Suresi 9. Ayet)

Buradaki mecnunluk bizim anladığımız manada akli delilik değil. Yani akli noksanlık değil. Araplar mecnun diye kime diyor biliyor musunuz? Cinlenen adama diyor. Cinlerle bir şekilde münasebeti varsa, o adama mecnun diyor.

Burada ki söylenenden maksat şu : Cinler bana haber getiriyor. Bu cinler getiriyor aslında vahyi. 

vahiy getiren Vahyi Emin meleği. Ama müşrik onu öyle demiyor. 

---“O’nu o’na cinleri getiriyor.” Diyor. 

Mecnun itham peygamberimiz dahil bir çok peygamber için de söylenmişti. Hatta peygamber efendimiz için dedilerki :

---“Ey kendisine zikir, Kur’an indirilen Muhammet. Sen mutlaka bir mecnunsun.”

            Firavun aynı şeyi Hz. Musa aleyhisselam’a dedi. Bu örnekleri çoğaltabiliriz.

Hz. Nuh Aleyhisselam’a ilk mecnun diyen kişi kendi evinden birisi. Kendi hanımı ona mecnun diyor. Ve o haberi dışarıya ilk sızdıran da o kadın. Diyor ki 

---“Nuh'a bir şeyler oluyor. Akşamları terliyor, titriyor. Ve ona cinler musallat oluyor. Büyük ihtimalle O mecnun.” Diyor.

İşte Nuh Aleyhisselam'ın hanımın da ki ihanet namus-i bir ihanet değil. Orada ki ihanet evdeki sırrı dışarıya vermesidir. Yoksa Haşa bir namus meselesi falan değil.

  • Baskı altına alıp Hz Nuh'un iş yapamaz hale getirip engellemeye çalıştılar (Kamer Suresi 9. Ayet)

İnsanlarla Hz. Nuh a.s. arasına engeller koydular. Bu engeller için de ellerinden gelen her şeyi yaptılar. O günkü mele suni gündemler oluşturdu. İnsanların böyle zihinlerini boş yere meşgul edecek gündemler oluşturdular ki Nuh Aleyhisselam'ın daveti ile insanlar buluşmasın diye. Çünkü seni meşgul ettiği zaman, o meşguliyet senin hakikatle arana mesafe koyacak. 

  • Tebliğ ettiği vahyi Hz Nuh'un kendisinin uydurduğunu iddia ettiler (Hud Suresi 35. Ayet)
  • Her türlü hileyi yapmaktan ve tuzak kurmaktan geri durmadılar (Nuh Suresi 22 ayet)

Hz. Nuh a.s.'ı en fazla yoran buydu. İnsanların hilelerinden ve oyunlarından artık bıktı. Adamların çevirmediği film kalmadı. Neler neler yaptılar.

  • Azabın kendilerine bir an önce gelmesini istediler.(Hud Suresi 32. Ayet)

---“Bıktık artı senden dediler. İkide bir bizi azapla tehdit edip duruyorsun. Hadi azabın kendi bize bir an önce gelsin de ulaşsın. Getir bakalım bize tehdit ettin o azabı.” Dediler.

Yani bir nevi Allah'a Haşa Meydan okudular.

Şimdi benim güzel kardeşlerim hatırlayın Kur'an'ı rehberliğinde Hazreti Nuh'u anlamaya çalışıyoruz. Üç  tane ana başlığımız vardı :

  1. Hz Nuh kavmini neye ve nasıl davet etti 
  2. Kavmi Hz. Nuha.s.'a nasıl karşılık verdi.
  3. Kavminin tepkilerine karşı Hz. Nuh a.s. nasıl davrandı.

Şu ana kadar ilk iki maddeyi öğrendik. Bir sonraki yazımızda kaldığımız yerden yani üçüncü maddeden devam edeceğiz..


23/05/2025

HZ. NUH A.S. (12. BÖLÜM)


 

        Bizim aslında Hz. Nuh a.s.’ı üç başlık altında incelememiz lazım.

1. Hz Nuh kavminin neye ve nasıl davet etti.

2. Kavmi Hz. Nuh'a nasıl karşılık verdi

3. Kavminin tepkilerine karşı Hz. Nuh nasıl davrandı.

1. Hz. NUH a.s. KAVMİNİ NEYE VE NASIL DAVET ETTİ

        Neye sorusunun cevabı muhteva ile alakalı bir şey. İçerik nasıl ise usul ve menheç de öyledir. Bütün peygamberlerin olduğu gibi Hz Nuh a.s.'ın da davası tek bir davaydı o da Tevhit davası. Başka bir dava yok. Tevhit'in konuşulduğu bir yerde de adalet kavramı kendiliğinden gelir zaten. 

Bir kuş düşünün. Bu kuşun bir kanadı tevhit ise diğeri adalettir. Nasıl ki bu kuş kanadının biri olmayınca uçamaz ise tevhidin olduğu yerde de eyer adalet yoksa, ya da adaletin olduğu yerde tevhit yoksa o kuş uçamaz. İşte  bu iki kanat olunca uçuyor mümin. Bu iki kanat olunca kulluk yolunda yürünüyor. O kanatlarından bir tanesinde Tevhit varsa diğerinde adalet var. Ve bir birinden asla ayrılamazlar.

        Tevhit insanla Allah arasındaki hukuku tanzim ediyor. Adalet ise insanla varlık arasındaki hukuku tanzim ediyor. İşte bu gün eyer mümin uçamıyorsa bu iki kanattan birinin olmadığı içindir. Çünkü Kanatlar kırık. Ne Tevhit noktasında istenilen orandayız, ne de Adalet meselesinde.

        Bu çerçevede Kur’an’a baktığımız zaman Hz. Nuh a.s. kavmini üç şeye davet ettiğini görüyoruz :

Birincisi ---"Allah'a kulluk edin ve ondan başkasına asla tapmayın" (Araf Suresi 59. Ayet)

        Yani Hz. Nuh a.s. "la ilahe" denerek işe başlamış. 

        Hz. Nuh a.s.’ın kavminde önce bir reddediş var. İnsanlar 

---“ ben sizin taptıklarınıza tapmam sizin Tanrı diye, ilah diye dayattığınız hiçbir şeye tapmıyorum ve kabul etmiyorum, reddediyorum" diyor. 

Ancak tevhidin gereği işe "la ilahe" diyerek başlamaktır. Hz. Nuh a.s. da öğle yaptı. "La ilahe" diyerek aykırı olan her şeyi kavmine men etti. Sonra da men ettiği şeylerin yani putların men edilişle oluşturduğu boşluğu "illallah" diyerek Allah inancıyla doldurdu. Çünkü insan tabiatı boşluk kabul etmez. Bir şeyi reddediyorsan onun yerine başka bir şey koyman lazım. Dolayısıyla Hz. Nuh a.s.’da Araf suresinin 59 ayetini de gördüğümüz üzere bunu yapıyor.

İkincisi ---"Ben apaçık bir uyarıcıyım, benim uyarılarımı dikkate alın ve size gelecek olan azaptan kendinizi koruyun." (Hud Suresi 25. ve 26. Ayetler) 

        Hz. Nuh a.s.'ın dediği bu. Ap açık bir uyarıcı. Tevhit meselesinde öyle üstü örtülü bir şey yok. Her şey apaçık ve net bir biçimde ortaya konuyor. Hz. Nuh a.s.’ da böyle apaçık bir uyarıcı olarak toplumu uyardı.

Üçüncüsü "Allah'a karşı gelmekten sakının ve elçi olarak bana itaat edin."(Şuara Suresi 108. ayet) 

        Peygambere itaat meselesi Allah'ın istediği bir şey. Çünkü elçiye itaat Allah'a itaattir. Orada bir zafiyet yaşanırsa din dediğiniz şey olmuyor. 

        Gördüğünüz gibi Hz. Nuh a.s. kavmini üç şeye davet etti. Bu üç tane madde ne demek biliyormusunuz. 

1.si Tevhit 

2.si Takva 

3.sü İbadet 

        Aslında bütün peygamberlerin ortak davasını da bu üç kavramla özetleyebiliyoruz. Tevhit, Takva ve ibadet. Elçiye itaat ile ibadetin ne alakası var diye aklınıza gelebilir. Bize ibadet yöntemlerini kim gösteriyor, peygamberler gösteriyor. 

        Peki nedir Tevhit, Takva ve ibadet : Bunların anlamı şu :  

Tevhit : Allah'a ait alanları gasp eden her şeyi reddetmek ve bir olanı, birlemektir. Peki bir olan nedir? Tabi ki Allah’tır.

Takva : Bir olandan hakkıyla korkmak ve onun istediği gibi yaşamak. 

İbadet : Bir olana Kulluk etmek ve ondan başkasına tazim etmemektir. 

        Okuyup da anlayamadığımız bir ayet var ya hani "iyya kenabudu ve iyya kenestain.""Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz." Sadece Allah'a ibadet etmek ve Sadece ondan yardım istemek ne demek? Bunu kavradığımız zaman bu üç kavramı anlamış olacağız. işte Hz. Nuh a.s.'ın yaptığı da bundan başka bir şey değildi.

        Hz. Nuh a.s.’ın 950 sene boyunca neyi var, neyi yoksa bir sürü imtihan, sıkıntı, engelleme, alaya alma, küçümseme ve kibirli adamlarla muhatap olma gibi aklınıza gelebilecek her türlü muameleyle yüz yüze geldi. Bir de bunlar yetmezmiş gibi evde inkarcı ve ihanet halinde olan bir kadın. O da yetmedi bir de inkarcı bir oğlan. Bütün bu insanların tavır ve davranışlarına karşılık olarak hiçbir şeyden etkilenmeden Allah'ın razı olduğu bir mücadeleyi yine Allah'ın razı olabileceği bir şekilde noktalama azmi. Hz Nuh a.s.'a hayran olmayalım da kime hayran olalım.

        1. Maddeye devam ediyoruz. Neydi 1. Madde : Hz. Nuh a.s. kavmini neye ve nasıl davet etti. Şu ana kadar neye davet ettiğini gördük ve öğrendik. Peki Hz. Nuh a.s. kavmini nasıl davet etti : Her zaman olduğu gibi gene Kur’an dan öğreniyoruz bütün detayları.

Derin bir şefkat ile (Araf Suresi 59. Ayet)

Güçlü bir emniyet ile (Şuara Suresi 107. Ayet)

Hiçbir ücret istememek ile (Yunus Suresi 72. Ayet)

Müthiş bir ısrar ve tekrar ile (Nuh Suresi 5. Ayet)

Meşru vasıta ve yöntemleri kullanmak ile (Nuh Suresi 9 ayet)

İnkârcıların oluşturdukları yanlış algıları düzeltmek ile (Nuh Suresi 11. ve 12 ayetler)

Sadece kendisine indirilen vahiy değil kainat ayetleri ile (Nuh Suresi 13. ve 20. Ayetler arası)

        Ve Hz. Nuh a.s. diyor ki :

---"Ey Rabbim Vallahi ben bu kavmi gece gündüz çağırdım."

        950 sene ve gece gündüz bir mücadele. Sadece böyle fırsat buldukça yapılan bir iş değil. Hz Nuh a.s. için böyle bir şey söz konusu değil. 950 sene ve gece gündüz. Geceyi gündüze katarak yapılan bir mücadele. 

---"Sonra onlarla hem açıktan açığa hem gizli gizli konuştum"

        Bunu şöyle anlamak durumundayız tek tek peşlerine düştüm ya rabbi olmadı. Ya rabbim grup grup çağırdım olmadı. Arkalarına düştüm evlerine gittim, iş yerlerine gittim ama olmadı. Bir sıkıntıları olduğu zaman koştum. Bir dertleri oldu koştum. Yine adamlar dinlemedi beni. Topladım hepsini yemek ikram ettim. Yine olmadı.

        Boş durmuyor inkârcılar. Hz. Nuh a.s. ve ona inanan müminler hakkında bir sürü dedikodu çıkarıyorlar. Yalanlar, iftiralar şunlar bunlar. Hz. Nuh a.s. birde bu insanların oluşturdukları algılara karşı  mücadele veriyor. Çünkü suçu kabullenecek, ya da onların söylediklerini itham olarak üzerinde kalması gibi bir gaflete düşürmeyecek. Hz. Nuh a.s. birde bu noktada mücadele veriyor.

        Hz Nuh a.s. karşısındaki muhatap kitleye bir şeyler anlatıyor ama adamlar dinlemiyor. Anlayabilmeleri için onları Kainat kitabına davet ediyor. Şu yeryüzünün akışına bakın diyor. Bulutlara bakın. Şu tabiata bakın. Sizin önünüze bir sergi haline getiren Allah'ın şu tabiat ayetine bakın. Şuna bakın buna bakın diyerek insanları uyandırmaya çalışıyor.

        Bir tebliğci de ve davetçide olması gereken yedi vasıf vardır :

Şevkat

Emniyet

Beklentisizlik

İstikrar

Yöntem

Tanıma

İlim

        Bu yedi tane vasıf davetçi ve tebliğci olarak kendisini nitelendiren insanların hayatlarında olması gereken çok önemli unsurlar. Tabii burada yani bu yedi maddede olmayan ama bütün peygamberlerde olan ortak özellik ne? Temsil. 

        İbn-i haldun'un bir sözü vardır. 

---“Suyun suya benzediği gibi tarihte tarihe benzer.”

        Hz. Nuh a.s.’ın döneminde insanlar nasıldı, bir de şimdiki döneme bakın insanlar nasıl. Aslında insanlık devam ettiği müddetçe aletler değişecek ama adetler değişmeyecek.

        Hz Nuh a.s.'ın Karşısında bir muhatap kitlesi var 

Ebrarü’n – Nas (İnsanların İyileri)

Ekserü’n – Nas (İnsanların Çoğunluğu)

Meleü’n mine’n – Nas (İnsanların ileri gelenleri)

        Bu üç tane zümreye karşı Hz. Nuh a.s. mücadele verdi. Ebrarü’n - nas onun yanındaydı. Ekserü’n - nas onun karşısında, Meleü’n mine’n – nas onun karşısında. Ve Mele, ekserü’n nas’ı da yönlendiriyor.

        Buhari'de geçen bir hadis var. Ebu Said El hudri de bize naklediyor. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem bize diyor ki 

---“ Allahu teala Hz Nuh'un kıyamet günü sorguya çekecek. Nuh Aleyhisselam'a ey Nu şu kavmine sen risaleti tebliğ ettin mi. Risalet görevinin gereğini yerine getirdin mi?  Nuh Aleyhisselam da diyecek ki evet Rabbim onlara Hakkı tebliğ ettim. Allah Teala dönecek kavme soracak. Nuh risaleti size tebliğ ettiğini söylüyor. Nuh size risaletini tebliğ ettiğimi. Nuh'un kavmi diyecek ki hayır etmedi. Allah dönecek tekrardan Nuh Aleyhisselam'a soracak. Kavmin senin tebliğ ettiğini kabul etmiyor. Var mı senin şahidin. Nuh Aleyhisselam diyecek ki var. Söyle o zaman şahidin kim. Diyecek. Nuh, Muhammed ve onun ümmeti diyecek. Biz var ya işte ümmeti muhammed insanlık içerisinden çıkarılmış en hayırlı Ümmet olarak biz varız ya, biz işte şahit olacağız o gün Nuh’a da diğerlerine de şahitlik edeceğiz.”

        Biz şahidiz. Ben ve benim gibi nice insanlar bunları onun için anlatıyoruz. Aslında şahadet adına görevimizi yerine getiriyoruz. Hakkı tebliğ edip etmediğimize dair sorguya çekildiğimizde bize kim şahitlik edecek bilmiyorum. Bu noktada bir gayrete getirsin inşallah bu sözler bizi. Allah hepimizin yar ve yardımcısı olsun.


21/05/2025

HZ. NUH A.S. (11. BÖLÜM)


 

        Kur'an-ı Kerim Hz Nuh a.s.'ı ne ölçüde anlatılmıştır biliyor musunuz? 

Kur'an-ı Kerim'de 28 sürede Hz. Nuh a.s. hakkında bilgi verilmiştir. 

Kur'an-ı Kerim’in 43 yerinde ismen Hz. Nuh'a.s.'ın adı zikrediliyor. 

Kur'an-ı Kerim'de adı surelere isim olarak verilen 7 peygamberden bir tanesidir.

Kur'an-ı Kerim'de mücadelesi tebliği ve kavminin tepkileri çok detaylı bir şekilde anlatılmıştır.

Kur'an-ı Kerim'de şahsiyetine dair çok önemli bilgiler aktarılmıştır.

        Hz. Nuh a.s.’ın mücadelesi, tebliği ve kavminin tepkileri çerçevesinde Kur’an-ı Kerim’e bir bakacak olursak 

A’raf Suresi 59.-64.ayetlerde yani 6 ayette, başlayan tebliğ ve kavminin gösterdiği tepkiler anlatılmaktadır.

Yunus Suresi 71.-73. ayetlerde yani 3 ayette tebliğin muhtevası, kavminin tepkileri ve tufan anlatılmaktadır.

Hud Suresi 25.-49. ayetlerde  yani 25 ayette kavminin yepkileri,gemi yapımı, oğlu ile konuşmaları ve tufan anlatılmaktadır.

Enbiya Suresi 76.-77. ayetlerde yani 2 ayette icabet gören duası,inananların kurtulması ve inkarcıların akıbeti anlatılmaktadır.

Mü’minun Suresi 23.-30. ayetlerde yani 8 ayette kavminin tepkilerinin içeriği ve sebepleri ile inananların kurtuluşu anlatılmaktadır.

Şuara Suresi 105.-122 ayetlerde yani 18 ayette peygamber olarak Hz Nuh'un şahsiyeti ve kavminin tepkileri anlatılmaktadır.

Ankebut suresi 14.-15. ayetlerde yani 2 ayette tebliğin suresi neticesi ve inananların kurtuluşu anlatılmaktadır.

Saffat Suresi 75.-82. ayetlerde yani 8 ayette Hz Nuh'un duasına icabet edilişi ve bahşedilen mükafat anlatılmaktadır.

Kamer Suresi 9.-16. ayetlerde yani 8 ayette tebliğden sonra Hz Nuh'un ruh hali ve tufan anlatılmaktadır.

Nuh Suresi 1.-28. ayetlerde yani 28 ayette tebliğin muhtevası,kavminin inançları ve tepkiler anlatılmaktadır.

        Toplam 108 ayet. Hz. Nuh a.s.'ı ayetler bu kadar değil. Bunlar kıssa olarak anlatılanlar ve mücadelesi ve tebliğ ile alakalı olan ayetler. İsimlerinin geçtiği ayetler de mesajlar farklı. Orada başka şeyler de anlatılıyor.

Daha önceden her peygamberin bir birine zincirin birer halkaları gibi bağlı olduğundan bahsetmiştim.İşte Hz. Nuh a.s. ile peygamberimiz Hz. Muhammet s.a.v efendimiz arasındaki bağa dikkatinizi çekmek istiyorum.

Şuara Suresi 105-122 ayetler Nübüvvetin 4. yılında

Yunus Suresi 71-73 ayetler Nübüvvetin 5. yılında

Hud Suresi 25-49 ayetler Nübüvvetin 5. yılında

Nuh Suresi 1-28 ayetler Nübüvvetin 6. yılında

Enbiya Suresi 76-77 ayetler Nübüvvetin 6. yılında

A’raf Suresi 59-64 ayetler Nübüvvetin 9. yılında

Kamer Suresi 9-16 ayetler Nübüvvetin 9. yılında

Saffat Suresi 75-82 ayetler Nübüvvetin 10. yılında

Mü’minun Suresi 23-30 ayetler Nübüvvetin 12. yılında

Ankebut Suresi 14-15 ayetler Nübüvvetin 12. yılında

        Şimdi sizi çok önemli bir noktaya götürmek istiyorum. Nübüvvetin 4. yılında işkenceler var, feryat figan var. Allah Resulü ve ona inanmış bir avuç insanın böyle ruhlarının daraldı bir yerde Şuara Suresinde ki ayetler indiriliyor. İşte Cenab-ı Allah tam o sırada  bu ayetleri indirerek Hz. Nuh a.s. ile onların ruhlarına ruh üflüyor. Onların ruhlarına bir serinlik veriyor.

        Nübüvvetin 5 ve 6 yıllarında şartlar giderek zorlaşıyor. Müslümanların artık hayat hakları yok. Hayat haklarını Mekke’de bulamayınca Habeşistan'a hicret ediyorlar. İşte o anda Cenab-ı Allah Yunus Suresi, Hud Suresi, Nuh Suresi ve Enbiya Suresinde ki ayetleri indirerek Hz. Nuh a.s. ile onları sükunet’e erdiriyor.

        Nübüvvetin 9. yılı Şibi Ebi Talib yılı. Müslümanlara karşı muazzam bir ambargo var. İnsanlar bir ekmeğe muhtaç. Ağaç yapraklarını yedikleri bir zaman dilimi. Öyle zor şartlar var ki. İşte o ağır şartların olduğu anda Cenab-ı Allah A’raf Suresi ve Kamer Suresinde ki ayetleri indiriyor. Allah Hz. Nuh a.s. ile Peygamberi ve ona iman etmiş bir avuç insanı teselli ediyor.

        Nübüvvetin 12. yılında ufukta Yesrib var. Artık Allah Resûlü sallallahu aleyhi sellem yavaş yavaş hicret adına bazı şeyleri konuşuyor. Yine efendimiz aleyhisselatu Vesselam'ın yüreğinde Hz. Nuh a.s.'ın yüreğindekine benzer bir yangın var. O yangının sebebi de şu : Nasıl ki Hz. Nuh a.s. dalgalar arasında kalıp yok olan Kenan'ın’a bakıp orada gözyaşı döktü ise şimdi Allah Resûlü sallallahu Aleyhi Vesselem inen bu ayetlerle Mekke'de kardeşlerine ve çocuklarına bakıyorlar. Onların arkasından gözyaşı döküyor.

        İşte Hz. Nuh a.s. ile ilgili ayetler böyle bir zeminde iniyor. Biz zemini dikkate almadığımız zaman meseleyi sadece tarihi bir malumat olarak zannediyoruz. Asla böyle bir şey yok. Allah'ın kelamı, Allah'ın peygamberine Resulüne indiği zamanı itibar ile mesajlar veriyor. Eğer biz o mesajları anlarsak yaşadığımız zeminde biz de bazen Hz. Nuh a.s.'ın bazen aleyhisselatu vesselam efendimizin bazen başka bir peygamberin üzerinden alacağımızı alacağız. Zaten bütün mesele budur ve biz bu çerçeveden meseleyi değerlendirmek durumundayız. Allah bizleri de böyle anlayanlardan eylesin inşallah.

        Kur'an-ı Kerim'de Hz Nuh'un şahsiyeti hakkında da bize çok güzel bilgiler veriyor. Bakın biraz önceki ayetlerde Kur’an-ı Kerim Hz. Nuh a.s.’ın mücadelesini tebliğini anlatıyordu. Hz Nuh a.s.'ın şahsiyetini de okuyoruz Kur'an'da. Mesela :

Al-i İmran suresi 33. ayette Allah tarafından seçilmesi .

Nisa 163. ayette kendisine vahyedilmesi.

Enam Suresi 84. ayette diğer peygamberler gibi hidayete erdirilmiş olması. 

Enam Suresi 89. ayette kendisine kitap, hikmet ve Nübüvvet verilen bir Resul oluşu.

Yunus Suresi 71. ayette tevekkül etmede abidevi bir halinin olması.

Yunus Suresi 72. ayette kayıtsız ve şartsız bir şekilde teslim oluşu var. 

Hud Suresi 43. ayette inkârcı bir evlat ile imtihan edilmesi var.

Hut Suresi 48. ayette esenliye ve berekete mazhar oluşu.

İsra Suresi 3. ayette çokça şükür üzeri olması.

Şuara Suresi 107. ayette emin ve güvenilir bir Resul oluşu.

Şuara Suresi 109. ayette tüm peygamberler gibi tebliğine karşı hiçbir ücret istememiş olması.

Ankebut Suresi 14. ayette 950 yıl tebliğe devam etmesi.

Ahzab Suresi 7. ayette diyer peygamberler gibi kendinden söz alınması.

Ahzab Suresi m7. ayette ulü-l azm peygamberlerden biri olması.

Saffat Suresi 80. ve 81. ayetlerde mü’minlik ve Muhsinlik çizgisinde zirvelerde olması.

Şura Suresi 13. ayette Ona vahyedilenin kendinden sonra gelenler için de geçerli ve yürürlükte olması.

Kamer Suresi 9. ayette kul olması ve kulluğu en güzel bir biçimde temsil etmesi.

Zariyat suresi 50. ayette apaçık bir nezir / uyarıcı olması.

Tahrim Suresi 10. ayette inkârcı ve ihanet eden bir hanım ile imtihan edilmesi.

Nuh Suresi 1. ayette kavmine peygamber olarak gönderilmesi. 

        Kur’an Eğer bu düzeyde anlatıyorsa akıllı bir mü'mine düşen Allah'ın kitabıyla kendi arasında iyi bir irtibat kurup bu irtibat çerçevesinden alabilecekleri mesajları çoğaltmasıdır. Delalete düşmemek için, sapmamak için saptırmamak için başta Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem olmak üzere kuranımızın anlattığı bütün peygamberler ile irtibatınızı güçlü kılmak durumundayız. Rabbimden niyazım odur ki bu irtibatınızı güçlendirsin. Onların yolundan bizleri ayırmasın. Onların verdiği mesajları kavrayacak bir zihin, anlayabilecek akıl ve hissedebilecek bir kalp versin İnşallah.

        Şimdi Hz. Adem a.s. ile ilgili konuşurken iki önemli noktaya değinmemiz lazım.

1. Ahzap Suresi 7 ayette geçtiği üzere Ulu-l Azm peygamber ne demektir?

2. Ankebut suresinin 14. ayetinde geçtiği üzere Kur’an Hz. Nuh a.s.’ın tebliğe davet süresinden bahsederken 1000-50 demekle neyi kastediyor? Neden 1000-50 diyor da direk 950 demiyor?

        Bu iki ifadenin üzerinde biraz durmamız gerekiyor.

        Birinci maddedeki Ulü-l azım ifadesi bir Kur'an ifadedir. Hz.Nuh a.s.’da eğer Ulü-l azm  peygamberlerden biri olarak kabul ediliyorsa, bu Kur'an'i ifadenin ne anlama geldiğini kavramamız gerekir. 

        Bir diğeri olan Hz Nuh'un 950 sene mücadele etmesi ki Kur'an böyle bir ayrıntıyı başka bir peygamber için bize vermiyor. Sadece Hz. Nuh a.s. için böyle bir ifadeyi veriyor. Eğer bize böyle bir ifade veriyorsa bunun üzerinde de biraz durmamız gerekecek.

        Ulü-l Azm sabırlı, gayretli ve kararlı kimse demektir.Bu ifade Kur’an da bazı peygamberler için kullanılır. Peki biz adını Kur'an'dan okuduğumuz ya da hadislerin bazılarından haberdar olduğumuz diğer peygamberler sabırlı, azimli ve kararlı değiller mi?  Hayır böyle bir şey yok. Ama burada bir şeyin öne çıkması diğer peygamberler de o vasıfların olmadığı anlamına gelmez. Eyer böyle bir şey öne çıkıyorsa yani nazara veriliyorsa bunun anlamı şu : Adı anılan peygamberlerin mücadeleleri tebliğ noktasında  ortaya koydukları ve karşılaştıkları imtihanlar, diğer peygamberlere göre daha şiddetli olduğu için Rabbimiz onları ulü-l azm peygamberler olarak bizim nazarımıza veriyor. Biz Ahzap suresinin 7. Ayetinde, Şura suresinin 13. ayetinde ve başka ayetlerde de şu beş Peygamberi Ulü-l azım olarak okuyoruz.

Hz. Nuh a.s.

Hz. İbrahim a.s.

Hz Musa a.s.

Hz. İsa a.s.

Hz. Muhammet s.a.v.

        Gerçekten karşılaştıkları davet ve tebliğ adına sorumlulukları, karşılaştıkları bu noktadaki imtihanlar takatleri zorlayacak boyutta olduğu için onlara ulul azm diyerek onların üzerinden bu işin mesajları bize aktarılıyor.

        İkinci maddeye gelelim. 950 sene tebliğe devam etmesi. Uzun bir süreç 950 sene. Ama Kur'an özellikle 950 demedi bize. Ne dedi 1000’e  50 kala. Binden 50 çıkmış bir biçimde. 950 deyip de geçebilirdi. Ama bunu demedi, 1000 de demedi. Binden 50 eksik diyerek nazarlarımızı bir şeye dikkat çekti.

        Burada 1000 - 50 demesi birkaç mesaja bağlı olarak böyle geldiğini anlarız. birkaç tanesini burada zikredelim :

1000 sene deyip geçseydi bin sene kesretten mecaz olarak anlaşılacaktı. Ama burada mecaz yok. Burada bir hakikat var. Allah 1000 - 50 dediyse 950’ye dikkat çekmesi içindir. Meşhur müfessirimiz Kadı Beydavi bunu tespit eder ve çok güzel bir biçimde şöyle bir tespit ortaya koyar :

---“Galiba bu tabirin seçilmesi tamamıyla sayıya delalet etmek içindir.”

        Ayette dikkat edersek 1000 sene 50 yıl eksiği diyor. Yıl ve sene türkçede de kullanılıyor biliyorsunuz. Arasında pek bir fark yok. Yıl da diyoruz senede diyoruz.  Sene kaç, yıl kaç aynı anlamlarda kullanıyoruz. Ama Kur'an'ın kelimeleri böyle değil. Eğer bir kelimenin yapısında kullanımında bir ihtilaf varsa, yani bir değişiklik varsa bu ondaki mananın farklı bir biçimde olduğuna da işaret eder.

        Bir Kur'an sözlüğü olan Ragıp El İsfehani’nin  El Müfredat’ına baktığımız zaman şöyle bir ayrıntı görüyoruz : Sene çoğunlukla çetin ve kurak geçen, yıl ise bereketli ve yağışlı anlamında. Dolayısıyla buradaki söylenen şey şu : 1000 - 50 sene de yani 950 senede Nuh çetin bir ömür sürdü. Sadece 50 yılda rahat etti. Zaten Kur'an'ın ruhuna da aslında bu anlam uyuyor.

Bir başka anlam daha var, o da şu : 1000 – 50 derken, 50 yıl nübüvvetten önceki hayatı yani çocukluğu ve gençliği vahye muhatap olmadı dönem. Geri kalan kısmı da 950 sene süren mücadele ömrü. Dolayısıyla Rabbimiz Hz Nuh a.s.'ın uzun bir süreç tebliğ ve mücadele ile devam eden bir ömrünü bizim nazarımızda veriyor ve o uzun süren mücadeleden bizim dünyamıza mesajların alınması gerektiğine dair de aslında böyle bazı hakikatleri tabir caizse eyer zihnimize nakşediyor.

        Hz Nuh a.s.'ın bu kadar uzun bir süreç içerisinde tebliğde ısrar ve istikamet üzere yürüyebilmesi hepimiz için önemli bir ders. Tebliğ malum gönderilen tüm peygamberlerin yaratılış gayesidir. Peygamberler bunun için gönderilir. Varlık nedenidir ve ortak sıfatıdır. Bu üç ifadeyi de unutmayalım. Bütün peygamberlerin yaratılış gayesi varlık nedeni ve ortak sıfatıdır. Bütün peygamberler gönderildikleri kavimlere Allah'ın dinini ulaştırma adına bir gayrete girişirler. Neticeye takılmazlar. Kaç kişi dinlemiş dinlememiş, öğrenmiş öğrenmemiş böyle bir hesaba girmezler. Çünkü Risalet davasının ahlakı bunu kaldırmaz. Hiç bir beklentiye girmez. Ecir beklemez, taltif beklemez, takdir beklemez övgü beklemez, şunu beklemez, bunu beklemez. Hadi ben size hizmet ettim de benim ailemi görün demez. Yani aklınıza bugünkü dünyevi beklentiler adına ne varsa bunların hiç bir tanesini hiçbir Peygamber beklemez. Ecrimiz ve  mükafatınız alemlerin rabbi olan Allah'a aittir derler. Allah'tan aldıkları vahyi insanlara en ufak bir biçimde safiyetine zarar vermeden aynı durulukda ve aynı safiyette hiçbir şey katmadan ve karıştırmadan çoğaltmadan ve eksilmeden Allah kendilerine nasıl vahiy etmişse öyle vahyederler. Hz Nuh a.s.  da böyle. Ondan öncekiler de böyleydi. Hz Nuh a.s. da böyle, Hz Nuh a.s.'dan sonra gelen peygamberler de böyle. Çünkü Peygamberlerin gönderildiği makam aynı yerdir. Kimdir o makam, tabii ki  Allah'tır.


19/05/2025

HZ. NUH A.S. (10. BÖLÜM)


 

HZ. NUH A.S.


        Her bir peygambere binlerce kez selam olsun. Selam olsun o hidayet elçilerine. Gerçekten onlardan alacağımız çok ama çok mesaj var. Zaten böyle olduğu için Kur'an'ın konusu oldular. Eğer o peygamberler sadece tarihte yaşanmış ve sadece kavimleri ile alakadar olan hatıraların sahipleri olsalardı, inanın hiç birisi Kur'an'ın konusu olmazdı. Eğer bir şey Kur'an'a girmişse bu onun evrensel olduğunun işaretidir. Oradan sadece müminlere, Müslümanlara değil kıyamete kadar gelecek olan tüm insanlığa mesajlar vereceğine dair de önemli bir birikim bir müktesebat taşımaktadır. Bizde her bir Peygamberi bu çerçeveden anlamak durumundayız. Bugün de bu maksatla insanlığın ikinci atası babası olan Hz Nuh a.s.’ a  başlayacağız. Hz. Nuh a.s. öyle anlatmakla bitecek bir peygamber değil. Bizlere aktarılan miras ve mesajlar oldukça yoğun ve fazla. Biz de bu çerçeveden ne kadarını aktarabilirsek o kadar faydalı olur.

        Hz. Nuh a.s. insanlığın ikinci babasıdır. Hz. Adem a.s. beşerin babası. İnsanlık ondan çoğaldı. O beşerin babası olarak işin ilk başlangıcını oluşturuyordu. Daha sonra insanlar çoğaldılar. Bu çoğalan insanlık ne yazık ki saptı ve korumaları gereken tevhit akidesini istenilen oranda koruyamadı. Bu tevhit akidesi bozulduğu için Allah tekrardan peygamberler gönderdi. Hz. İdris a.s. dan sonra başka peygamber var mıydı, yok muydu bunu bilemiyoruz . Ama Kur'an Hz Nuh a.s.'la meseleyi devam ettirdi.

        Hz Nuh a.s.'ın karşısında inkarı inada dönüştüren ve o inatla Hz Nuh a.s.’ın getirdiği mesajları kabul etmeyen azgın bir kavim vardı. Hz.Nuh a.s. kendisine inanan bir avuç insanı alarak gemiye bindi ve dalgalar arasında gemi selametle gitti. Geride kalanlar da yok olup gittiler. Hz Nuh a.s.’ın gemisi bir dağda karaya oturdu. Oradan yeniden bir hayat başladı. Böylelikle Hz. Nuh a.s.  insanlığın ikinci atası ve ikinci babası oldu. 

        Al-i İmran Suresi'nin 33. ve 34. ayetlerinde Rabbimiz bir hakikati bizim nazarlarımıza veriyor :

---“Gerçekten Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim soyunu ve İmran soyunu âlemler üzerine seçkin kıldı. Bir zürriyet olarak birbirinden gelmişlerdir. Allah her şeyi işitendir, bilendir.”

        Ayette dikkat edersek bize iki peygamber. İki de peygamber ailesi sayıyor. Hz Adem a.s., Hz Nuh a.s., ve İbrahim ailesi, İmran ailesi.

        Peki İmran ailesi kim: İmran ailesi olarak biz İbrahim ailesini biliyoruz. İsmailoğulları ve ishakoğulları diye iki koldan gelmişlerdir. Allah Resûlü s.a.v. İsmailoğullarından gelmiştir. Yakup a.s. ve beniİsrail de İshakoğullarından gelmişlerdir. İmran ailesinin kim olduğu konusunda İki görüş var. Genel itibariyle müfessirlerimizden bir kısmı bir görüşü, bir diğer kısmı bir diğer görüşü kabul ediyor. 

Bir görüşe göre İmran Hz Musa ile Hz Harun'un babasıdır. Dolayısıyla İmran Ailesi deyince aslında Musa a.s. ve Harun a.s. ki ikisi kardeştir ve Harun a.s. Musa a.s. dan büyüktür. onlardan gelen soy da budur. Bir görüş böyle

Diğer görüş ki o daha isabetli. Çünkü Kur'an'ın bütünlüğüne daha uygun. Al-i İmran suresinde kimlerden bahsediyor diye baktığınız zaman oradan Hz. Musa a.s. ve Hz. Harun a.s. Al-i İmran suresinde kim var : Al-i İmran da İmran var, anne var, onların kızı Meryem var, imran'ın torunu İsa var, imran'ın bacanağı Zekeriya var ve  Zekeriya'nın oğlu Yahya var. Dolayısıyla İmran Han, Meryem, İsa, Zekeriya, Yahya ve oradan gelen o soyun devam ettiğini işaret ediyor.

        Hz Adem a.s.'ı konuşmaya başladığımızda insanlığın hem maddi hem manevi babası olarak konuşuyoruz. Hz. Nuh a.s.'ı konuştuğumuzda insanlığın kısmi olarak maddi genel itibariyle de manevi babasıdır diyebiliriz. Dolayısıyla İbrahim ailesi için de insanlığın manevi babası, İmran Ailesi için de insanın manevi babası diyebiliriz.

        Peki nedir manevi babalık : Bütün peygamberler ümmetlerinin aslında manevi babalarıdır. Burada biz Hz. Adem a.s. ile alakalı olan kısmı anladık zaten. Hz Nuh a.s.’a gelince. Biz İsra suresinin 3. Ayetinden bir şey öğreniyoruz. Orada cenab-ı Allah diyor ki :

---“Ey Nuh'la beraber gemiye taşıyarak kurtardığımız kimselerin soyundan olanlar! Doğrusu o çok şükredici bir kuldu.” (İsra Suresi 3. Ayet)

        Demek ki Hz Nuh a.s. gemiye yalnız başına binmedi. Kendisi ile beraber iman edenler de vardı. Bu iman edenlerin sayıları muhtelif. Dolayısıyla nesil sadece Hz Nuh a.s. dan çoğalmadı. Onunla beraber olanlar da var. Hal böyle olunca Hz.Nuh a.s. kısmi olarak insanlığın babası oldu. Ama manevi babalığı devam ediyor. İbrahim Ailesi içinde manevi babalık, İmran Ailesi içinde manevi babalık. Dolayısıyla buradan bir şey öğrenmiş oluyoruz. Mesele sadece mezhep meselesi değil, soy meselesi de değil. Bütün mesele yol meselesidir. Aynı yolun yolcusu olma meselesidir. Zaten böyle anladığımız zaman, aslında peygamberlere iman eden müminlerin her ne kadar onlarla aynı soydan olmasalar bile o peygamberin manevi evlatları olduğunu da kavramış oluyoruz. 

        Ne Kur'an'da ne de hadislerde Hz Nuh a.s.'ın doğumuyla, çocukluğuyla, gençliği ile ve nübüvvet öncesindeki hayatı ile alakalı hiçbir bilgi yok. Genel anlamda Kur'an ve hadisler Hz Nuh a.s.'ı bize nübüvvet ile birlikte ki görevi ile anlatmaya başlıyorlar. Nübüvvet ile başlayan hayatı Kur'an'ın bize ifadesiyle 1000 – 50 = 950 şeklinde ifade ediyor. (onun da ne için olduğuna birazdan geleceğiz.) Direk 950 demiyor. O kadar uzun bir zaman süren o tebliğ, mücadele ve o mücadeledeki ısrar, istikamet üzere geçen o hayatın, takdir edersiniz ki oldukça yoğun bir mesajı olmalı.

Artık yavaş yavaş Hz. Nuh a.s.’ı anlatmaya başlayalım ve ilk olarak Nuh isminin anlamından konuya girelim.

        Nuh kelimesi bazı alimlerimize göre Arapça değil. Bazılarına göre İbranice, bazılarına göre başka dillerde. Ama Arapça kabul eden din alimlerimiz de var. Onlardan bir taneside Firuz Abadi dir. O şöyle bir anlam veriyor:

---“Nuh kelimesi Arapçadır. kökeni de neh dir. Anlamı da ağlamak, dövünmek, üzülmek,  gözyaşı dökmektedir. Hz Nuh kavminin kendisine karşı inkar da direnmesinden dolayı çok üzülüp gözyaşı dökmesi, ailesinden inkârcıların olması ve o inkarcıların Hz Nuh'un yüreğini sızlatması onun inlemesine sebebiyet verdiği için bu isimle anılmıştır ve bu isimle bilinmiştir.”

        Belki de başkaydı ismi ama netice itibariyle Nuh diye isimlendirilmesi böyle bir anlam taşıdığı için ondan kaynaklanmış olabilir deniyor. 

        Birde Hz. Nuh a.s.’ın soyuna bir bakalım :

ADEM----- ŞİT------ENUŞ------KAYNAN-----MEHLAİL-------YERD------İDRİS-----METTÜŞELAH------LAMEK------NUH

        İbn-i İshakın sire’sinde İbn-i Sa'd’ın  tabakat’ında ve Belazuri’nin ensab-ul eşrab’ın da ve daha birçok kaynakta bize verilen soy silsilesi bu.

        Dikkat ederseniz Hz. İdris a.s. dan itibaren saydığımız zaman Hz. İdris, Hz. Nuh'un dedesinin babası oluyor. Bu soy silsilesini İbni Sad tabakat’ında bize verirken şöyle de bir bilgi verir :

---“Adem ile Nuh arasında en az 10 asır vardı.”

        Eğer on asır  varsa bu babalarının arasında, yani Adem ile Nuh arasındaki babalar arasında  demek ki gözden kaçanlar var. Çünkü şu anda ki bu liste on asra karşılık gelmiyor. Aşağı yukarı zorlayarak 5 asra belki tekabül edebilir. O günkü ömürleri ve şartları dikkate aldığımız zaman bunu söyleyebiliyoruz. Yine tarihi bilgileri dikkate aldığımız zaman Hz. Nuh a.s ile Hz.İdris a.s. arasındaki sürecin biraz daha fazla olması gerekiyor. Bu bir ayrıntı sadece. Bizim için çokta önemli bir şey değil.

         Hz. Nuh a.s.’ın nasıl bir kavme gönderildiğine dair meseleyi irdelemeye başladığımızda şu bilgiyi görüyoruz : Hz. Nuh a.s. Hicaz'da peygamberlik görevini yerine getirdiğini biliyoruz. O Hicaz dediğimiz bölge de bugün Suudi Arabistan'ın aşağı yukarı tamamını kapsıyor. Hatta bir miktar Yemeni de içine alıyor. Bununla ilgili ihtilaflar var ama onlara hiç girmeyeceğim şimdi.



        Burada Hicaz yarımadasını görüyorsunuz. Mekke bu coğrafyanın Merkezi sayılıyor. Medine'de yine burada. Tebuk ve Eyke’yi bazıları Hicaz’a dahil ediyor, bazıları dahil etmiyor. Hz. İdris a.s. da bu bölgede peygamberliğini icra ediyor. Hz. Nuh a.s.’da bu bölgeye geliyor ve bu bölgede peygamberliğini icra ediyor. 

        Hz. Nuh a.s.’ın karşısında nasıl bir kabile var onun bilgisini biz Kur'an'dan öğreniyoruz. Kur’an Nuh suresinin 23'ü ayetinde bize bir bilgi veriyor.

---“ Dediler ki: "Sakın tanrılarınızı bırakmayın, ne Vedd'i, ne Suva'ı ve ne de Yeğus'u, Yeûk'u ve Nesr'i." (Nuh Suresi 23. Ayet)

        Hz Nuh tebliğe başladığı zaman Hz Nuh'un getirdiği Tevhid akidesini kavmi kabul etmesin diye kavmin ileri gelenleri tebaaya halka diyorlar ki :

---“Taptığınız İlahları sakın bırakmayın. Hele veddi, Suva’yı,Yağus’u, yeuk’u veNesr’i den asla vazgeçmeyin.”

        Beş tane put sayıyorlar ve diyorlar ki

---“Asla Nuh'un dediklerine inanmayın. Kendi ilahlarınız olarak taptığınız bu ilahlardan da yüz çevirmeyin.”

Şimdi bu beş tane isim ile ilgili iki ayrı görüş var :

1- Bu beş tane insan aslında Hz Adem'den ve Hz İdris ten sonra yaşayan salih insanlardı. Belki de peygamberlerdi. Bilmiyoruz. Salih insanlardı ve insanlar onların Salih insanlar olarak yaşadıklarına dair hatıraları zihinlerinde tuttular. Nesillerden nesillere o insanların güzellikleri anlatıldı ve bir müddet sonra o insanlar unutulmasın diye o insanların birer timsali yapıldı. Ve artık insanlar o putların önünde onlara saygı göstermeye ve o putlardan bir şeyler medet ummaya başladılar. 

2- Derler ki bizim alimlerimiz o sapma ve çok tanrıcılık dediğimiz Allah'la beraber başka putlara başka varlıklara inanma noktasındaki insandaki meyil şundan kaynaklanır. İnsan zihni olup biten bütün her şeyin idaresinin bir tek varlık da olabileceğini anlamıyor, anlamakta zorlanıyor. Şeytanda zaten bu fırsatı kolluyor. Böyle olunca idarenin tamamının tek bir otorite de toplanacağını anlayamadığı için ve zihnini de o noktada yoğunlaştıramadığı için bu sefer Tanrılar oluşturuyor. Tanrıya da eş oluyor, o tanrının çocukları oluyor. Aynen insan gibi üreme noktasında bir şeyler oluşuyor. Niye İhlas suresinde o ifadeler var. Oradan anlayın. Dolayısıyla Hz. Nuh a.s.'ın döneminde de bu 5 tane put Aslında yeryüzünün idaresini kendi arasında paylaşan 5 tane güç ve kuvvet sahibi Sembol. 
Mesela Veddi erkek savaşçı. Suva güzel kadın, Yağus Aslan, yeuk at ve Nesr kartal. Eski sapmış dinlere bakın, bunların hepsinin sembollerini göreceksiniz zaten. Özellikle bunların varlığına aitte işaretler de var. Onlar diyorlar ki :

---“Bu 5 tane sembol aslında gücü, idareyi, şuyu buyu elinde tutmakta tek başına zorlanan bir varlığın bütün özellikleri birkaç varlığa paylaştırılmış.“

Yaratma kimde ise yönetmede ondadır. Yaratma kimdeyse kanun koyma da ondadır. 
Yaratma kimde ise mutlak manada rızkı veren de odur. 
Yaratma kimde ise mutlak manada sevgi de o dur, emsal de sevilmemesi gereken de odur. 
Yaratma kimde ise mutlak manada korku noktasında asla başkasıyla kıyaslanmayacak şekilde korkulacak olan da odur. 
Yaratma kimdeyse beklenti noktasında Allah'tan bekler gibi bir başkasından beklemede yoktur. Sadece ve sadece o noktada ümit umut Allah'adır.

        Yukarıda saydığım iki görüşten birincisinin daha çok kabul görmesi şundan kaynaklanıyor. Hatırlarsanız daha önce bahsetmiştim. Hicaz bölgesine ilk önce şekilsiz putlar yayıldı ve kabul gördü. Önceleri küçük küçük taşlardı. Sonra o taşlar büyüdü. Sonra bir adam Mekke'ye Hubel putunu getirdi. Kesik bir insan sureti vardı ondan. Önce Hicaz'da hep şekilsiz taşlar var ve insanlar o taşlara tapıyorlar. Kudsiyet atfediyorlar. Peki bu taşlar nereden çıktı ve nasıl yayıldı. Bunu araştırdığınız da şöyle bir bilgiye ulaşıyoruz: Tüccarlar Harem-i şerif’e geldi. Bir müddet sonra yolculuğu başka maksatlarla hicaz'ın muhtelif yerlerine gidip gelmeye başlayınca 

---“Kabe'yi özlüyoruz. Hiç değilse Kabe'nin taşlarından yanımızda götürelim.”

        Diyerek çok masumane bir şeyle ceplerine taş koyup gittiler. Aradan yıllar geçti insanlarda

---“Ha Kabe'yi tavaf etmişiz ha Kabe'nin parçası olan bir taşı.” 

        Diyerek o taşın etrafında tavaf etmeye başladılar. Bu sefer dönüş yoluna girdiklerinde bölgenin insanları dediler ki

---“Ya siz zaten haremin yerlisisiniz. Şimdi gidiyorsunuz. Kabe ile buluşacaksınız. Hiç değilse o Kabe'nin hatırasını bize bırakın.”

        Ve Hicaz’a geri dönenler taşları onlara bıraktılar. Aradan yine nesiller geçince öyle bir hale geldi ki, o Hicaz'da şekilsiz taşlar putlar çoğalmış oldu. Bir müddet sonra şekilsiz putlara tapacağımıza şekillilere tapalım dediler. Bu sefer bakın ne kadar masumane bir şey nihayetinde nereye vardırıyor insanı. İşte İslam onun için bu Tevhid meselesine inanılmaz derecede hassas davranıyor. Ben şimdi desem ki arkadaşlar şurada zemzem var. Burada kaç kişi insansınız. Hanginize ikram etsem, hanginiz almazsınız. Hadi alın desem, birbirinizi ezecek hale gelirsiniz. Cebimden de bir şey çıkarsam ve desem ki : Bu zemzem Ama ben buna bir damla bir şey de katayım desem  o bir Damla'yı damlattıktan sonra hangi birimiz içersiniz.  İşte şirk dediğiniz şey bu. Bunun bir damlasıyla yüz damlası arasında hiçbir fark yok ve İslam o damlaya bile düşman. Çünkü la ilahe illallah %100 Allah demek yüzde doksandokuz şu olsun yüzde bir başka bir şey olsun olmaz. İslam bunu kabul etmez. 

O günün insanları da tamam Allah var ama bu da var diyorlardı. Onların putlara dayanağı bu şekildeydi.  İşte o gün Hz Nuh'un karşısındaki kitlede de bu vardı. Böyle olduğu içinde karşı çıktılar. Dedilerki :

---“Biz bu umutlarımız dan Asla ödün vermeyiz.”

        Hz. Nuh a.s. böyle bir kavime gönderdi. Akidesi bozulmuş. Akideleri bozulduğu için de ahlakları bozulmuş, ahlakları bozulduğu için adalet anlayışları zedelenmiş, adalet anlayışları zedelendiği için sevgi konusunda aşırılık konusunda dengeleri sarsılmış bir kavim var karşısında. Bütün bunlar olduğu için sevgi de korkudan Ümit de Allah'la beraber başka şeylerin yer almasına neden olmuş. 

        Bir dahaki yazımda Kur'an-ı Kerim hz. Nuh a.s.2ı nasıl anlatıyor ona bakıcağız.



16/05/2025

HZ. İDRİS A.S. (9. BÖLÜM)


 

HZ. İDRİS A.S.

        Hz Adem a.s.'ın soyundan olan Hz İdris a.s.'ı biraz tanımış olalım. soy silsilesini başta İbni hişam’ın Sire’sinde ve  İb-ni Sadın Tabakat’ ında olmak üzere böyle okuruz. Tabii aleyhisselatu vesselam Efendimiz kendi soyunun Adnan'a kadar olan bölümünün doğru olduğunu Adnan'dan sonrasının ise ihtiyatla karşılanması gerektiğini söylüyor. O da aslında Adnan'dan sonrası olduğu için biraz ihtiyatla karşılanması gerekir. Ama sadece biz tarihi bir bilgi olarak bakıyoruz. Bu bilgilere göre de soy silsilesi  Adem, şit, Enuş, Kaynan, mehlail, yerd ve  ondan sonra da İdris a.s. Bu Adı geçen kişileri daha önce anlatmıştık.

        Bizim kaynaklarımızda Hz. İdris a.s.'ın üç ismi daha geçmektedir. Elimizdeki bazı bilgilere göre  İdris aslında isim değil lakaptır. Hz. İdris a.s. çok okuyup yazdığından dolayı bu lakabı almış. Tabi bazıları buna itiraz eder. İdris'in Süryanice olduğu, başka dillerde farklı anlamlar taşıdığı ve bunun gibi iddialar elbette ki var. Ama biz Hz. İdris a.s.'ın gerçek adı o olmasa bile, hikmetle ve irfanla çok fazla uğraşmasından dolayı bu adı aldığını biliyoruz.

        Birçok medeniyet Hz. İdris a.s.’ı kendine maletmiştir. Mesela Yunan medeniyeti "o Hermestir" der. Mısır medeniyetinde hikmet tanrısı "osiris" olarak geçer. Osiris’in zamanla bozulup İdris olduğunu iddia edenler var. Arap medeniyetinde ise bazı sahabilere dayandırılarak Hz. İdris a.s.’ın aslında Hz. İlyas a.s.olduğu ileri sürülür. Ancak bunu destekleyecek bir kaynak elimizde yok. Fakat Meryem suresinin 58. ayetine gelince o ayette 4 tane soydan bahsediliyor :

1. Adem'in soyu ki İdris o soydan 

2. Nuh'un soyu 

3. İbrahim'in soyu ki Efendimiz aleyhissalatu vesselam o soydan 

4. Yakup'un soyu ki İshak, Beni İsrail ve İlyas da oradan 

        Dolayısıyla Eğer İlyas'la İdris bir olsaydı burada Adem soyu diye bir daha belirgin bir ifade kullanılmasına gerek kalmazdı. Bu da gösteriyor ki İkisi ayrı ayrı peygamberler. Zaten biz Hz. İlyas a.s.’ı işlediğimizde de o detaylara biraz daha girmiş olacağız.

Hz. İdris a.s. ile alakalı ilim ve hikmet noktasında çok şey okuyoruz. Mesela kalemle yazdığına dair rivayetler var. Yıldız ilmini ve  astronomiyi çok iyi biliyor. Ziraat' e dair çok farklı şeyler insanlığa kazandırmış birisi. Hesabı ve matematiği biliyor. Ve hepimizin bildiği gibi ilk iğne ile dikiş dikmesi ile terzilerin Piri olarak bilinir. (İbn Kesir, Tefsir, 5/236)

        Hz. İdris a.s. bu kadar özel vurgularla anlatıldığı için menkıbeleri de çok fazla. Ancak hayatı ve yaşadığı dönem ile ilgili ne Kur-an da nede hadislerde hiçbir şey anlatılmamış. Sonuç olarak elimizde Hz. İdris a.s. ile alakalı 4 tane ayet, iki tane de hadis var. Bu hadislerden bir tanesi şudur :

---“Hz. Peygamber (asm) Efendimiz Miraç Gece'sinde, Cebrail aleyhisselamla birlikte dördüncü kat göğe yükseldiği zaman, orada, Hz. İdris a.s.’a karşılaştı. Peygamberimiz "Kim bu?" diye sordu.(38) Cebrail a.s.: "Bu, İdris (aleyhisselâm)dır! Selam ver ona!" dedi. Peygamberimiz, selam verdi. O da Peygamberimizin selamına mukabele ettikten sonra: "Hoş geldin, safa geldin salih kardeş, salih Peygamber!" dedi ve hayır dua etti." (Buhârî, Salat, 1; Enbiya, 4, 5; Müslim, Îman, 259, 263, 264)

        Kur'an'da  Hz. İdris a.s.ile ilgili ayetlere bakacak olursak karşımıza Meryem Suresi 56. ve 57. Ayetler ile Enbiya suresi 85. ve 86. Ayetler çıkacak. Kur-an’da ki tertip sırasına baktığımız da da ilk olarak Meryem suresini görürüz.

        Rabbimiz Meryem Suresi, 56. 57. Ayetler de şöyle buyuruyor:

---“Kitapta İdris'i de an; çünkü o, çok sadık (özü, sözü pek doğru) bir peygamberdi.” (Meryem Sursi 56. Ayet)

---“ Biz onu yüce bir yere yükselttik.” (Meryem Sursi 57. Ayet)

        İbn-i Acibe el-Haseni’nin Bahrü’l Medid tefsirine göre Ki biz derslerimizin tamamında onun tefsirinden faydalanacağız; Hz. İdris a.s.peygamber olan bir sıddıktır. Her peygamber sıddıktır. Fakat her sıddık peygamber değildir. Bunun için ayette sıddıktan sonra nebi sıfatı getirilerek Hz. İdris a.s.’ın peygamber olan bir sıddık olduğu belirtilmiştir.

Devamındaki ayette ise makam olarak biz anlatılmak istenen Peygamberlik şerefi ve Allah Teala katında ki yakınlıktır. Hz. İdris a.s.’ın 4. Kat semada olduğunu peygamberimizin miraç hadisesinden biliyoruz zaten.

        Gelelim Enbiya suresine. Ne diyor Rabbimiz Enbiya suresi 85. Ve 86. Ayetlerde : 

---“İsmail, İdris ve Zü'l-Kifl, hepsi sabredenlerdendi.” (Enbiya Suresi 85. Ayet)

---“Onları da rahmetimizin içine aldık. Onlar gerçekten salih olanlardandı.”  (Enbiya Suresi 86. Ayet)

        Burada geçen iki ayet de de şu üç şeyi öğreniyoruz :

O sabra koşulan bir peygamber 

O rahmete Mazhar olan bir peygamber 

O Salih olarak nitelenen bir peygamber 

        Hz. İdris a.s. hayatını sadakat ve sabırla yaşadı. Bununla rahmet-i ilahiye Mazhar oldu. Salih bir Nebi olarak dünyevi ve uhrevi bir makama erişti. 

        Hz. İdris a.s.’a Hz. Adem a.s. ve Hz. Şis a.s.’dan sonra Yüce Allah tarafından peygamberlik verilmiş ve kendisine otuz sahife indirilmiştir. Hz. İdris a.s. ömrünü kavmini, putlara tapmaktan men ve yüce Allaha ibadete davet ile geçirdi. Fakat, kavmi onu yalanladılar. Oysa o sürekli kavmim yanına çağırıp onlara öğütler veriyor, Yüce Allâha itaat, Şeytana ise, isyan etmelerini ve Kabil oğulları ile düşüp kalkmamalarını emrediyordu. Ancak kavmi onu dinlemedi. Kabil oğullarının yanına, birbiri ardınca, kafile kafile inmeğe başladılar. Bunun üzerine Hz. İdris a.s.kendisine itaat eden 1000 kadar insanla kabil oğulları ile savaşa girer ve onlardan esir alır. Böylelikle ilk defa Hz. İdris a.s.Allah yolunda bir savaş gerçekleştirmiş oldu. 

        Hz. İdris a.s. ne kadar çaba gösterdiyse de ne yazık ki kendi halkının büyük bir kısmı kabiloğullarının saflarına geçti ve kafir oldu. Çünkü şeytan onları zevk ve sefa ile kandırmıştı. Hz. İdris a.s. vefat etmeden önce kendi yerine oğlu Mettu Şelah'ı, kendisine halef ve ev halkına vasi olarak tayin etti. Nihayi olarak Yüce Allah, Hz. İdris a.s.’ı, pek yüce bir yere kaldırıp yükseltti.

        Hz. İdris a.s ile ilgili bilinmesi gereken en önemli konu cennette ebediyen kalma hadisesidir. Hz. Ümmü selemenin bildirdiğine göre Hz. İdris a.s cenneti ve cehennemi görmeyi çok istiyordu. Öyle ki onları görebilmek için ibadet ve taatlerini arttırdı. O, o kadar ibadet etti ki melekler bu duruma hayret edip Allahtan izin alıp onun yanına geldiler. Azrail insan kılığında geldi. Hz idris a.s. onu görünce 

---“Sen kimsin” dedi. O da 

---“Ben ölüm meleğiyim” dedi

        Hz İdris a.s. : 

---“O halde benim ruhumu almanı istiyorum.” 

        Dedi. Ölüm meleği:

---“Hayır ben onun için gelmedim. Allah izin vermeden kimsenin canını alamam.” 

        Dedi. Bunun üzerine Allah taala:

---“Onun canını al. Ben onun kalbindekileri bilirim.”

        Öiüm meleği Hz. İdris a.s.’ın ruhunu kabzetti. Hz. İdris a.s. tekrar diriltildi. (Bu diriliş bizim bildiğimiz  dünyevi bir diriliş değildir. İnsanlar öldükten sonra hesap günü nasıl diriltileceklerse öyle bir diriliştir.) Hz İdris a.s. tekrar dirilince hemen cehennemi görmeyi istedi. Allah taala emir buyurdu ve götürüp cehennemi gösterdiler. Sonra Hz idris a.s. cenneti görmeyi istedi. Allah’ın müsaadesi ile Hz. İdris a.s.’a cennet de gösterildi. Cenneti gören Hz. İdris a.s.gene Allah’ın müsaadesi ile cennete girdi. Cennet çok güzeldi. Hele ki cehennemi gördükten sonra cenneti görünce çok etkilendi. Bir süre sonra Hz. İdris a.s.’a artık cennetten çıkması gerektiği söylendi. Am o buna itiraz etti. Sakın yanlış anlamayın. Bu itiraz Allah’ın emrine karşı gelmek maksatlı bir itiraz değil. Ona cennetten çıkması gerektiği söylenince bakın ne diyor :

---“Hak teala herkes istisna olmadan ölümü tadacaktır dedi. Bende tattım. Sonra hak  teala her biriniz istisna olmadan cehenneme uğrayın dedi. Bende cehenneme uğradım. Yine allah cennete girin dedi. Bende girdim. Ve sonra Allah onlar oradan (yani cennetten) çıkarılarak değillerdir buyurdu. E bende cennete girdim ve artık buradan çıkmam.”

        Diye cevap verdi. Bunun üzerine Allah teala meleğe:

---“İdris benim emrimle cennetime girdi, yine benim emrimle çıkar. Ona bir şey söylemeyin. Cennetimde ebediyyen kalsın.”

        Tabi bu hadisenin dışında birde hepimizin bildiği ve peygamber efendimizin miraç gecesinde Cebrail a.s  ile birlikte 4. Kat göğe yükseldiği sırada orada Hz. İdris a.s ile karşılaşma hadisesi var. Peygamber efendimiz .4.  kat semaya geldiğinde yanında buluna Cebrail A.s.’a 

---“Kim bu?” diye soruyor.

        Bunun üzerine Cebrail a.s.

---“Bu İdris a.s’ dır. Selam ver ona.” dedi. Peygamber efendimiz selam verdikten sonra o da bu selama karşılık verdi."

        Hz. İdris a.s öldüğünde 365 yaşında olduğu rivayet edilmiştir. O öldükten sonraoğlu Mettuh Şelah yüce Allaha ibadet ve taata devam etti Mettu şelah öleceği zaman yerine oğlu lemeki bıraktı ve 917 yaşında öldüğü rivayet edilir. Lemek ölüm döşeğindeyken oğlu Nuh ve torunları Sam, Ham ve Yafesi  ve onların kadınlarını yanına çağırdı. Doğduğu yani Lemek ve  kabilesinin yaşadığı yerde Şisoğullarından sadece 8 kişi  kalmıştı diğerleri Kabiloğullarına katılmıştı. Lemek ölüm döşeğindedir. Yanına gelenlere şöyle bir bakar ve ağlayarak onlara bereket duasını yapar. Ve tekrar onlara dönerek 

---“Ne acıdır ki cinsinden sadece 8 kişi kalmış. Adem ile Havva’yı yaratan ve o ikisinden çocuklarını çoğaltan Allahtan dilerim ki sizi şu kötü kavmin hastalığından korusun. Çocuklarınızı yeryüzünü dolduracak kadar çoğaltsın size atamız Ademin bereketini versin. Oğullarınıza hükümdarlık nefis versin. Ey Nuh şuracıkta bizden başka kimse kalmamış. Sakın bu korkutamasın seni ve sakın o günahkar kavmin ardına düşme. Öldüğüm zaman beni kenn mağrasının  içine koy.”

        Dedi ve onu tufanla ilgili bazı nesihat  ve vasiyetlerde bulunduktan sonra vefat etti. Lemek öldüğü zaman 777 yaşında olduğu rivayet edilir.

        Şu ana kadar bakıyoruz ki insanoğlunun yaratılışından itibaren birkaç bin yıllık bir zaman geçti. Ve insanoğlu yoldan çıktı. Hak yolunda ilerlemeye devam eden  sadece 8 kişi kaldı. Şeytan insanoğlunun tamamını neredeyse  ele geçirdi diyebilir miyiz?… Tabiki deriz.

        Peki Allah teala bunu azgınların ve sapkınların yanına bırakır mı? Asla bırakmaz. Ne yapar peki? son kez onlara bir uyarıcı, bir peygamber tayin eder. İşte bundan sonrasını Hz. Nuh A.S.’ın hayatını anlatırken öğreneceğiz.

        Hz. İdris a.s.’dan bahsederken farklı bir konuya da değinmek lazım ki bu konuyu özellikle İslam alimleri ve İslami kaynaklar tarafından çok fazla dillendirilmemiştir. Nedir o konu? Hz. İdris a.s.’a indirilen kitap. Günümüzde ENOK KİTABI olarak biliniyor. “Enok”,Hz. İdris a.s.’ın diğer bir adıdır. Yunan mitolojisinde Hermes, antik Mısır'da Toth, İbranicede enoh yada Enok, Maya uygarlığında Kessal Kuatıl ve İslam dininde ise İdris peygamberdir. Doğal olarakta ona indirilen kitap “Enok Kitabı” olarak adlandırılıyor.

        İnsanlığın sahip olduğu tüm bilgilerin aslında bir peygamberden miras kaldığını söylemek hiç te yanlış bir ifade olmaz aslında. Yazının icadından matematiğin temel ilkelerine, tıbbın sırlarından  astronominin gizemlerine kadar tüm kadim bilgilerin kaynağı aslında bu kitapta toplanmıştır. 

        Enok’un Kitabı’nın ne zaman yazıldığı da bilinmemektedir. Ancak yapılan araştırmalar bu kitabın bir defada yazılmadığını uzun yıllar içinde değişime uğradığını ve birkaç yazar tarafından eklemeler yapıldığını göstermektedir. Örneğin Gözcüler’den söz eden bölüm en eski bölümlerden olup MÖ 300 yıllarına giderken diğer bölümleri MÖ 1. yy’a kadar tarihlenebilmektedir. Yunanca nüshaları bilinmekle birlikte, orijinalinin Aramice olduğu düşünülmektedir. Enok’un Kitabı, Kutsal Kitap’ın birçok yerinde alıntılarla yaşamış ve bazı apokrif kitaplara da esin kaynağı olmuştur. (Graves, Patai; 2009) (Erhan Altunay – Enok Kitabı önsözü)

        Bilindiği üzere Ruhban sınıfı dini külliyatı muazzam bir hassasiyetle korumaktadır. Böyle bir koruma politikası uygulayan ruhban sınıfı, Enok’un kitabının kaybolmasına müsaade ediyorsa bunun tek sebebi bu kitabın okunmasının istenmemesidir. Bununda üç sebebi olabilir :

1. Tevratın teolojisine aykırı çok fazla anlatımın olması,

2. Doğa olaylarını farklı anlatmış olması,

3. Büyü ile ilgili pasajların olması.

        Mesela Enokun Kitabın da “Düşmüş Melekler” ve “kötülüğün kaynakları” gibi çok marjinal konulardan bahsedilir. İslam’da düşmüş melek diye bir şey yoktur. İslamiyet öncesi bazı kaynaklarda İblis, Harut ve Marut’un da içinde bulunduğu düşmüş melekler diye bir efsaneden bahsedilir. Harut ve Marut ise; Kur'an-ı Kerim'de Bakara suresi 102. ayette ismi geçen iki meleğin ismidir. Hikmet gereği insan suretinde görünerek Babil şehrine indirilmişlerdir. Vaktiyle Babil şehrinde sihirbazlar çoğalmış olduğundan bu melekler gelerek insanlara sihrin fenalığını, kötü neticesini bildirmişler, buna rağmen yine sihir öğrenmek isteyenlere bir hikmet gereği olarak sihir adına bazı şeyler öğretmişler ise de sihrin zararlarını telkinden yine geri durmamışlardır. (Ömer Nasuhi Bilmen)  İslam’da ise düşmüş melek diye bir tabir kullanmak doğru olmaz. Zira melekler günah işlemekten münezzehtirler. Allah’ın emriyle yorulmadan, dinlenmeden sürekli O’na ibadet ederler. Günahtan ve isyandan münezzeh oldukları için sürekli ibadette bulunurlar. Allah’a çokça ibadetlerinin yanında tevazu sahibidirler. Emre isyan etmeyip, günah işlemedikleri için ceza alma gibi durumları da olmayacaktır.

        Enok’un Kitabı zamanla nasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde ortadan kaybolmuştur. Yazmalar 1947 yılında bir çoban tarafından, Ölü Deniz kıyısında Kumran’da bir mağarada rastlantısal olarak bulunmuştur. Daha sonra, bu yazmalar Kudüs Üniversitesi’nin eline geçmiş ve bu mağaralarda araştırmalar başlamıştır. 1958 yılına kadar süren çalışmalarda birçok yazmanın yanı sıra arkeolojik başka bulgulara da rastlanmıştır. 10 yıl süresince 11 mağarada yapılan kazılar 800 kadar yazmanın ve birçok parçanın gün ışığına çıkmasını sağlamıştır. Bunlar arasında Tevrat’ta geçen metinlerin bulunduğu kadar bulunmayanlar da mevcuttur. Bu metinlerin aşağı yukarı dörtte biri kadarı Tevrat’ta geçen metinlerdir. Bunların dışında kutsal metinlerin imitasyonları da söz konusudur. Ancak yazmaların pek çok yeri okunamadığı için bunları yeniden derlemek çok zor olmuş, bazı bölümler ise derlenemez şekilde bozulmuştur. Metinler daha çok deri üzerine yazılmış olmakla birlikte papirüs ve bakır üzerine yazılmış metinler de vardır. Bu metinlerin dilleri İbranice, Arami dili ve yerel dillerdir. Bu belgeler aynı zamanda bunları yazan topluluğun inançları ve yaşayışları hakkında da bilgi vermektedir. Bu metinleri bir Yahudi topluluğunun yazdığına kuşku yoktur. Bu topluluk genellikle Esseniler olarak düşünülmektedir. Metinlerin yazılış tarihleri de metinlerin bir topluluk tarafından yazıldığını ve saklandığını göstermektedir. Metinlerin en eskisi MÖ 250 en yenisi ise 68 tarihine tarihlenmektedir. 68 tarihi aynı zamanda Kudüs’e giden Roma ordularının Kumran kentini yıktıkları tarihtir. Bu yazmaların arasında Enok Kitabı’na ait parçalarında olduğu ve bu toplulukları etkilediği bilinmektedir. Kitabın yazarı Enok olarak gözükse de, araştırmacılar bunun Tanah’da adı geçen Enok olmadığından emindirler. Daha önce de belirttiğimiz gibi kitaba eklemeler yapılmış ve kitap birçok yazarın elinden çıkmıştır. (Erhan Altunay – Enok, önsöz)

        Enok bu kadar efsanelere karışmışken Enok’un Kitabında neler anlatıldığını , bu kitabı okuyarak anlamak zordur. Enok’un Kitabı’nın ne anlattığını o dönemin mistik öğretileriyle de kıyaslamak gerekmektedir. Enok’un Kitabı’nın son halini alması MÖ 1. yy’a kadar ulaştığından, Ölü Deniz Yazmaları’nın mistik ortamını ve İsa’nın doğuşuna yakın dönemlerdeki mistik öğretileri anlamak Enok’un Kitabı’nı anlamayı biraz daha kolaylaştıracaktır. Enok’un Kitabı’nda Tanah’ın Yaratılış bölümleriyle büyük benzerlikler gösteren ve hatta Yaratılış’ı tamamlayan bölümlerinin yanı sıra mistik öğretilere de giren bölümleri vardır. Mistik öğretilerde daha çok kötülüklerin kaynağı üzerinde duran Enok’un Kitabı öğretisini aydınlık-karanlık, iyi-kötü üzerine kuran Ölü Deniz Yazmaları’nı bulunduran toplulukla da ilgili gözükmektedir. Zaten bu yazmalar arasında Enok’un Kitabı’na ait parçaların da bulunması rastlantı değildir. Ölü Deniz Yazmaları’nda topluluğun öğretilerinde en ilgi çekici husus, Zerdüştlük’te olduğu gibi, iyi ve kötü güçlerin karşıtlığının önemli bir yer tutmasıdır. (Erhan Altunay – Enok, önsöz)

        Ölü Deniz Yazmaları’na göre, Tanrı insana iki tür ruh vermişti. Biri doğruluğun yolundan giderken ötekisi sapkınlık yolunu izliyordu. Bu yolların açıklaması da ilginçtir. Kurallar yazması şöyle anlatır: 

---“Bir ışık kaynağından Doğruluk kökünü almaktadır, Sapkınlık ise karanlıkların kaynağından, Işık Prensi’nin elinde Doğruluk oğullarının hükümdarlığı vardı, Işık yolundan yürüyorlardı. Karanlıklar Prensi ise Sapkınlık oğullarının hükümdarlığını elinde bulunduruyordu, Ve onlar Karanlıkların yolundan yürüyorlardı.” (Kurallar 3, 19-20)

        Burada dikkat edilmesi gereken, Işık ve Karanlıklar Prensinin iyi ve kötü tanrılar olarak düşünülmemesi gerektiğidir. Çünkü her ikisi de Tanrı tarafından insanlar için yaratılmışlardır.

        Başka bir dikkat edilecek nokta da, hüküm gününde ödüllendirilme ve cezalandırılma kavramlarıdır.

---“Hüküm günü geldiğinde “ölüler topraktan kalkacaklar” (Savaş Kuralları Yazması 12,5)

        Baktığınız zaman bu ifadelerin bir banzeri Hıristiyanlık ve islam anlayışında da var.

        Enok’un Kitabı, düşmüş meleklerle başlar, Yahudi tarihini sembolik anlatımlarına kadar çeşitli konulara girer ve öğüt ve cezalandırmaları kapsar. Enok’un Kitabı’nda geçen çok önemli bir konu, kütülüğün doğuşudur ve bu “Düşmüş Melekler” ile ilişkilendirilmektedir. Düşmüş Melekler ile ilgili tartışmalar oldukça yoğundur. Düşmüş meleklerin Tanrı’ya karşı geldiklerinden ya da günaha karşı olan dayanıksızlıklarından Tanrı’nın huzurundan uzaklaştırıldıkları söylenir. Öğle ki düşmüş meleklerin isimlerini dahi vermektedir. Ayrıca yeryüzünde var olan kötülüklerin kökeninde de düşmüş melekleri görmektedir. (Erhan Altunay – Enok, önsöz)

        Enok’un Kitabı’nın bir başka özelliği ise, Tanah’ın Yaratılış bölümünde sadece tek bir yerde geçen “Nefilim” ya da “Nefil’ler konusuna ışık tutmasıdır. Yaratılış 6;4’te “İlahi varlıkların insan kızlarıyla evlenip çocuk sahibi oldukları günlerde ve daha sonra yeryüzünde Nefiller vardı. Bunlar eski çağ kahramanları, ünlü kişilerdi” şeklinde geçen Nefilim bir çok araştırmacının dikkatini çekmiştir.

        Enok’un Kitabı birçok bölümüyle Kutsal Kitap ile büyük paralellik gösterir. Hatta Yeni Ahit’in birçok bölümünde alıntılara rastlarız. Enok’un Kitabı birçok bağlamda çok önemli bir incelemeyi hak etmektedir. Günümüz ezoterizmine de ışık tutacak en önemli kaynaklardan biri olan Enok’un Kitabı aynı zamanda içerdiği sembolik anlatım ile de Yahudi mistisizmine ışık tutmaktadır. (Erhan Altunay – Enok, önsöz)