reklam

reklam

17/02/2026

Peki Ya İnsan?


“Ameller niyetlere göredir.”

(Buhârî, Müslim)

Nebatatta her canlı, yarını için bugünden bireysel hazırlıklar yapar. Bakteriden en vahşisine, en küçüğünden en büyüğüne kadar hepsi hazırlıklıdır.

Ayılar kış yaklaşırken daha çok yer, karıncalar yazdan kışa hazırlık yapar. Kuşlar, kara kış gelmeden göçe başlar. Ağaçlar tohumlarını sonbaharda toprağa gömer. Bazı çamlar kozalaklarını dahi yangın için saklar. Açıkçası, tabiat bile yarınını bugünden tayin edecek şekilde yaratılmıştır.

Tüm kâinat, dün, bugün ve yarını ile insana hizmet ederken,

peki ya insan bugün ne yapıyor?

Herkesin diline dolanmış “anı yaşa”, “bir daha mı geleceğiz?”, “yarını olmayan” gibi kalıplar ile bugünü ve yarınını ziyan eder. Bu anlayışın karşısında Kur’an şöyle hatırlatır:

“Biz, her insanın kaderini (yaptıklarını) boynuna doladık. Kıyamet günü onun için açılmış olarak bulacağı bir kitap çıkarırız.”

(İsrâ, 13)

Bu ilahî hatırlatmanın ardından Peygamber Efendimizin şu sözü, insanın dünya ve ahiret dengesini gözetmesi gerektiğini bildirir:

“Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışın.”

Bu söz, her anın sorumluluk taşıdığını; yaşamın gelişigüzel değil, bilinçle örülmesi gerektiğini hatırlatır.

Yine Peygamber Efendimiz, insanın değer ölçüsünü dış görünüşte ya da sahip olduklarında değil, niyetinde ve amelinde aramamız gerektiğini bildirir:

“Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar; fakat O, sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.”

Bu hatırlatma, kalplerimizi tövbeye; yaptığımız her hizmeti yalnızca Allah rızası için yapmaya yöneltmelidir.

Bir sabah şer ile uyandığımızda ağlar, sızlanır, isyan ederiz. Durup düşünmeyiz: Dün ne yaptığımızı değerlendirmeyiz ve bu işlerin bize yarın ne getireceğini hesap etmeyiz. Bugün ağaçtan meyve umarız ama dün onu sulamadığımızı görmezden geliriz. Yarın bahçeden domates bekleriz ama dün tohum atmadığımız gerçeğiyle ilgilenmeyiz.

Dünden hazırlığı yapılmayan aş, bugün sofrada durur mu?

Çayın lezzeti demlenme süresine bağlıyken, insan nasıl olur da yalnızca “anı”na bağlı yaşayabilir?

İnsana en ağır gelen hesap, neden kendi kalbine dönüp bakmadığıdır.

AYŞEGÜL KARKIN

(17.02.2026)

11/02/2026

İpin Etrafında Toplanmak

Birlik, emredilen bir duruştur; bereket onunla gelir.

İnsan, dünya düzeni içinde muhtaçlığını gidermek için bilimi ve teknolojiyi ileriye taşır; fakat ilerlerken geride bıraktıklarının farkına çoğu zaman varmaz. Üretimi, teknolojiyi ve bilimi ilerletirken; geride bıraktıklarının azımsanmayacak derecede olduğunu çoğu zaman görmez. Her yönden gelişimin önü açıkken, insan olmanın ve iyi insan kalmanın iç dünyada nasıl bir bedeli olduğu göz ardı edilir. Su akıntısının azalması gibi, yükleri birlikte kaldırma fikri de zamanla geride bırakılır. Modern yaşam, tek başına güçlü olabilmeyi empoze ederken; fıtraten kemal olmadığımızı, eksik ve muhtaç olmayı, dayanışmayı unutturur. İnsan bu hengâmenin içinde, her açıdan bereketsizlikle; mükemmeliyetçilik gibi görünmez bir baskıya mahkûm edilir. Her şeye yetebildiğini kanıtlamaya çalışan insan, nefsin enaniyet tuzağına çok kolay düşer.

Oysa yaban hayat bile bize bunu hatırlatmak için var edilmiştir. Avlanırken ve savaşırken bir olabilen aslanlar; kraliçelerini merkeze alarak birleşip tek bir beden gibi hareket eden karıncalar ya da arılar, tabiatın açık bir hakikatini gösterir. Kuşlar uzun mesafeleri uçarken aerodinamik konforlarını birlikte olmalarına borçludur. Bir bahçeye mısır, fasulye ve kabak birlikte ekildiğinde; mısır fasulyeye sırık olur, fasulye bakterileriyle toprağa besin kazandırır, kabak ise

geniş yapraklarıyla toprağı örter, nemi korur ve en yüksek verimi sağlar.

Görmezden gelmeyi seçebileceğimizi bilen Yaratan, “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılığa düşmeyin” (Âl-i İmrân, 3/103) ayetiyle bu hakikati açıkça hatırlatır.

Birlik bir duruştur; bereketlenmek ise onun tabii neticesidir. Eksiksiz, noksansız, muhtaç olmayan bir kul yoktur. Bir tesbihin taneleri gibi birleşelim; bir olalım ki bereketlenip güçlenelim. Âlemi ve âdemi yöneten Kudret, muhtaç olmayanın yalnızca Kendisi olduğunu hatırlatır.

AYŞEGÜL KARKIN

(11.02.2026)