"Biz insanı bir nutfeden yarattık; onu imtihan ediyoruz…" (İnsan Suresi, 4)
İnsan, duygularına ve düşüncelerine karşılık bulamadığında çoğu kez sitem eder: “Taş mısın yahu?” Ve unutur ki taşlar bile uzun bir yolculuktan geçerek şekil alır.
Oysa taşlar, bizim yaratılış hikâyemizi adeta özetler. Kimi lavın ateşli dönüşümünden doğar, kimi uzun zaman boyunca biriken tozların birleşmesiyle oluşur. Ama hepsi sonunda kendine has bir taşa dönüşür.
İnsan mizacı da bundan çok farklı değildir. Kimi lav gibi ani ve sert tepkiler verir, bir volkanın ateşi gibi püskürür. Kimi esintiyle savrulan tozlar gibi yön değiştirir, rüzgârın sürüklediği yaprak misali. Kimi ise baskı altında şekillenir.
Gördüğü baskılara direnen kömür elmas olur. Yaptığı yolculuğun hikmetini kavrayan taş kuvars olur. Ne baskıyı ne de yolculuğu göze alamayan bir taş bile durduğu yere bir güvence olur. Mutlaka değişim ve dönüşüm yaşarlar. İnsan ise değişime açık olduğunu beyan eden ama buna mesafeli duran tek varlıktır. İradesine bırakıldığı için. Onu yoktan var eden ve nimetleri içine koyan Rabbine teslim olmaya korkar.
Hiç sınav görmemiş insan sert ve köşeli olabilir. Hayatın akıntısına kapılan, zorluklardan geçen insan ise zamanla değişir. Eğer neden yola düştüğünü idrak ederse, her süreç ona yeni bir yumuşaklık ve yeni bir kazanım sağlar. Bazen çatlaklarını onarır. Bazen kusurlarını törpüler. Bazen de eksiklerini tamamlar. Ama sürecin sonunda mutlaka bir değer kazanır ve kıymetlenir. Taşların aksine nasıl ve ne kadar değer kazanacağımız ve bunu hangi zorluklardan geçerek yapacağımız bizim irademizdedir. Zorluk seviyesi yükseldikçe aşılan engellerle birlikte insanın değer kat sayısıda o oranda artar.
İnsan, taş olmak için değil, taşın hikâyesini öğrenmek ve kendi yolculuğunu tamamlamak için vardır.
AYŞEGÜL KARKIN



