“Her yağmur gökten iner; fakat her damla, insanın içinde başka bir toprağa düşer.”
Yağmur, kimileri için bulutun artık taşıyamadığı bir yüktür; rahmete yönelenler için can suyu, ilim yolunda yürüyenler için ise ilahî bir tecellidir. Kalbini karartanlara ise aynı yağmur, rahmetten çok bir ikaz gibi iner.
Her damlası parmak izi kadar kendine mahsus olan yağmur, insan ruhunda da ayrı ayrı kapılar aralar. Kimi başını göğe kaldırdığında serinliği duyar, kimi geçmişini hatırlar, kimi de tenine düşen bir damlada Rabbinden gelen ince bir çağrıyı sezer.
Yeryüzü fazla ısındığında bulutlar ansızın kabarır; kısa, sert ve sarsıcı yükselim yağmurları iner. İnsan da nefsinin ateşine fazla yaklaştığında, Yaratan bazen ona böyle bir yağmur gönderir: kısa fakat şiddetli bir imtihan. Bu yağmur, yakıp yok etmek için değil; ateşe yaklaşan kalbi uyandırmak için yağar.
Kul, önüne çıkan ateşlere Hz. İbrahim’in teslimiyetiyle bakmayı öğrenirse, rahmet yalnızca bir anlık sağanak olarak kalmaz; yavaş yavaş inen, toprağı incitmeden besleyen yamaç yağmurlarına dönüşür. Böyle bir yağmur hayatı bereketlendirir, kökleri derine indirir, sabrı sessizce büyütür.
Kur’an-ı Kerim’de Rum Suresi’nin 48. ayetinde yağmurun bu rahmet yönüne işaret edilir: Allah rüzgârları gönderir, onlar bulutu kaldırır; sonra Allah onu gökte dilediği gibi yayar ve parçalara ayırır. Nihayet yağmurun bulutların arasından çıktığını görürsün. Allah onu kullarından dilediğine ulaştırınca, onlar hemen sevinirler. (Rum, 48)
Öyleyse insan, hangi yağmuru istediğini önce kendi hâlinden sormalıdır. Tepede duran çamurlu bir taş gibi yükselim yağmuruyla çıplak ve savunmasız kalmak mı; aynı tepenin yamacında çiseleyen rahmetle ürün veren bir bostana dönüşmek mi; yoksa cephe yağmurlarıyla kökü, gölgesi ve bereketi çoğalan bir orman olmak mı? Seçim, insanın yönelişinde saklıdır.

Şeytan çoğu kez insanı ümitsizlikle aldatır; toprağın artık yeşermeyeceğini, kalbin bir daha arınmayacağını fısıldar. Oysa rahmet süreklilik kazandığında hangi beton suyun sabrına direnebilir? Hangi kir, aralıksız yağan bir arınmanın önünde tutunabilir? Hangi günah, samimi bir tövbenin ardından inen rahmet yağmurundan kaçabilir?


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder