reklam

reklam

30/07/2025

VAR MIDIR?

“ Var mıdır?

Gökyüzünde şeytana aşık bir melek

Denizin üzerinde el ele tutuşanlar


Var mıdır?

Karanlıkta çığlığıyla susan deli

Hücre deliğinden, göz göze bakışanlar


Var mıdır?

Şamdandaki mumu söndüren gözyaşı

Aşkıyla tek gece, rüyada buluşanlar


Var mıdır?

Anne mektubuna düşen bir damla kan

Zindan fareleriyle, mutlu yaşayanlar


Var mıdır?

Örümcek ağlı aynada gözüken bir ruh

Köhne odalarda, eşyayla konuşanlar


Var mıdır?

Billur gözlü güzelin, ölüsüne konan kuş

Darağacını görünce sevincinden koşanlar


Var mıdır?

Hayatı yeniden yazacak bir kalem

Sonundan habersiz, kaderine yapışanlar


Var mıdır?

Ey! Bilinmeyenleri bilen meçhul, söyle!

Ölümü bekleyip, ahirette kavuşanlar”


29/07/2025

Demokrasinin Kırılganlığı Üzerine Tesbit


Platon'un zamanın yönetim sistemleri üzerindeki eleştirisi, insanlık tarihinin en önemli siyaset tartışmalarından birine ışık tutar. Onun görüşüne göre, hiçbir sistem kalıcı bir mükemmellik taşımayacak ve demokrasi de bu kaderden muaf olmayacaktır; çünkü Platon, demokrasinin yozlaşarak despotizme dönüşebileceğini öngörür. Bu vizyon, yönetim sistemlerini salt bir güç merkezi olmaktan öteye taşıyıp, etik ve adaletle çevrilmiş bir yapı haline getirme ihtiyacını ortaya koyar.

Demokrasi, kimi zaman bir kurtarıcı olarak algılansa da, Aristo’nun eleştirisiyle farklı bir perspektife oturur. Aristo, demokrasiyi "dejenere bir siyaset" olarak tanımlayarak, sistemin içinde barındırdığı tehlikelere dikkat çeker. Ona göre, gücü elinde bulunduranlar kendilerini sınırlamadıkça, yetkilerini kötüye kullanma riski kaçınılmazdır. Toplum, iyilik ve ahlak (Aristo’nun felsefe olarak tanımladığı bu değerler) üzerine temellenmedikçe, demokrasi sakıncalı bir rejim haline gelir. Bunun sebebi, insanın doğasında yer alan bencillik ve çıkarcılığın, dürüst bireyleri manipüle edebilme gücüdür. En çok bağıran ve en yüksek sesle yalan söyleyenlerin zirveye ulaşması, bu sistemin en büyük kırılganlığı olarak öne çıkar.

Bu görüşler, bugün hâlâ geçerliliğini koruyan soruları beraberinde getiriyor: Demokrasi mükemmel bir çözüm değilse, nedir çözüm? Güç sahipleri kendilerini nasıl sınırlayabilir? Toplumun etik değerlerle harmanlanması nasıl sağlanabilir? Bu soruların cevapları, yalnızca sistemin değişmesinde değil, toplumun bireylerinin değişiminde de yatmaktadır. İyilik ve felsefe, toplumların köklü dönüşümünde anahtar rol oynar. Çünkü bir toplumun en güçlü kalesi, yönetim sistemlerinden önce bireylerin erdemidir.

Demokrasi obsesiflerini düşündüren bu kavramlar, hem bireysel sorumluluğa hem de toplumsal ahlaka çağrı yapıyor. İnsanlık, yalnızca seslerin değil, değerlerin hâkim olduğu bir dünya için mücadele etmek zorunda. Gücü yalnızca adalet ve iyilikle sınırlandıran bir anlayış, hem demokrasiyi hem de diğer yönetim biçimlerini aşan bir vizyonun kapısını aralayabilir. Bu yazının amacı ise soruları çoğaltmak, cevaplara yönelmekten önce düşünceyi derinleştirmek. Çünkü düşünce, değişimin ilk adımıdır.

08.05.2015

27/07/2025

Bir Garip Cephe


Düşün her yerde kargaşa her yerde isyan
Ortalık nefret ve kan
Kan içinde suratı
Dizleri üzerine çökmüş dostluk
Ve yenmek üzere düşman
Öyle bir düşman ki bakmıyor avazımıza
Ve diğer tarafta Kör ve paslı bıçağını dayamış hayatın zalimliği boğazımıza
Biraz daha geride olanlar daha bi acı daha bi başka
Orada da düşman sürmüş kahpeliğiyle üzerimize süvari birliğini
Biz ise inadına ona doğru koşmuşuz,
Kesik kollarımız kanaya kanaya dört nala

2005

26/07/2025

Dünyayı görmek için kalbe bakmak



Ariel Winter in iri göğüsleri kendisine çok sorun olduğu için bıçak altına yatmış. toplum olarak çok mutluyuz. Acununda Fb yi alma dedikoduları asparagas birçok haberle çıkmaz bi şekil alıyor. Doğru bir kaynak arıyoruz.

Bu arada;
-AFAD'ın ‘Şefkat Gemisi' Yemen’nin geçici başkenti Aden ' e ulaşır,
-Suriye de sözüm ona ateşkes başlar,
-Stockholm'deki Botkyrka Türk Kültür Derneği'ne yapılan saldırının Ankara patlamasıyla aynı döneme gelmesi önemsenmeyerek haberi dahi duyulmaz,
-Durduk yere Mogadişu'da insani yardım faaliyetlerinde bulunan Türk sivil toplum kuruluşu çalışanlarına yapılan saldırıyı kimin düzenlediği hakkında bilgimiz olmasın diye yılbaşı haberlerini ön plana çıkartılır,
-Siper saldırılarla ilgili Türki Cumhuriyetlerden oluşan bir tim kurulur ve bunun Amerika ve Rusyayı endişelendirmesi önemsenmez,
-Nato ve Ab sözcülerinden "Türkiye haklı kardeşim" çatlak sesleri çıkınca skandal sex kasetleri ortaya çıkar,
-Ukrayna eurovision da Türkçe nakaratlı şarkıyla 1944 zulmünü dünyaya kapak olarak verir ve kimse mesajı anlamaz,
-Türklerle yapılan anlaşmalar yüzünden arabistana amborga haberleri ajanslara düşer,
-Somalide hala Abdulhamit adına okutulan cuma hutbeleri kimseyi değilde vatikanı rahatsız eder,
-Papaz ve patrik hangi dağda kurt öldüyse 800 yıl aradan sonra tekrar buluşup birlik mesajı verir, bu arada ağızlardan 3. dünya savaşı cümleleri dökülür,
-Mısır da darbe demokrasisi 7 yaşındaki çocuğa müebbet verir, bunu sadece İngiltere alkışlar,
-Avrupa da müslüman artışı batıyı din faşizmine sürükler.
-Bu arada laikliği öne atan yahudiler Kabalayla yönetilir söylemleri hala gazaete dahi okumayanlarca reddedilir.

Çoğundan bi haberiz değilmi?
Değişime kendinizden başlayın. Dünya ne halde biz ne haldeyiz diye sorgulamaz ve bu sorguya evimizin içinden başlamazsak
"...Bir toplumu oluşturan fertler kendi iç dünyalarındakini değiştirinceye kadar, Allah onların oluşturduğu toplumu değiştirmez" (R'ad, 11) uyarısını anlayamaz ve sadece toplumu eleştirmekten öteye gidemeyiz.
Dünya uyumuyor ey müslüman sende uyan uyan artık.

27.02.2016

24/07/2025

Nerede Değilim?

 

-üç gün dedin beş gün oldu daha ne zaman gidecekler?” Dedi kadın

-çocuğun okul işi hallolsun gidecekler, niye böyle yapıyosun?” Dedi adam

Yemekler yapılmıştı yardım da etmiştin kadın yorulmasın diye. Sevimsiz çocuğunu bile oynatmıştın çocuk ağlayıp da annesini kızdırmasın diye. 

Çıktılar odadan

-hadi bakalıııım herkes sofraya acıktınız dedi kadın

Sen zaten az önce duyduklarından mütevellit bir çuval taş yemiş kadar doymuştun zaten. Yine de minnet duyuyordun, zor zamanında evlerini açmışlardı sana. Aslında kaplayabileceğin en küçük alanı kaplamaya çalışıyordun. Küçük çamaşırlarını mümkünse elinde yıkayıp gece herkes yatınca odanın balkonuna asıp sabah tertemiz giyiyordun artık nemli falan hemen kuruyordu üstünde. Öyle otururken telefonu falan çok almıyordun eline milletin gözüne batmamak için işte tuvalette falan hızlı hızlı ne kadar bakabilirsen. 

Yemekler servis edilmeye başlandı sofrada ve ennnnn sevmediğin yemeği (ki evinizde olsan “elli kere ben bunu yemem ya başka yemek yok mu ? Derdin”) az önce yediğin taşların, kayaların üstüne başladın kaşıklamaya. 

Bu evde sanki saatler dakikalar değil, saniyeler bile saatlerce uzuyordu. Şöyle bir televizyonun karşısında hiç bir şey umurunda olmadan uyuyakalmak için neler vermezdin. Hani o üzeri delinmişti de bir türlü tamir sırası gelmedi diye hayıflanmıştın; hah işte o kanepe. Üstelik televizyonda ev sahibi izliyor diye izlemek zorunda olduğun hiçbir şey yok. Kumanda sende. Nereyi canın istiyorsa orayı aç. 

Çok özledin; evini, istediğin zaman duş alabilme, çamaşır yıkayabilme, istemediğin sebzeyi pazardan almayabilme özgürlüğünü özledin. Minnetin ağırlığı ezdikçe ezdi seni, gidebilmeyi özledin. 


Aç gözlerini yazı bitti, şükredecek var. 

Şimdi diğer her şeyi bırak aksınlar seninle. Buzdolabında yemek zorunda olmadığın sebzeler mutlu, sen özgür televizyonda çok kıymetli boş boş şeyler, düşünsene kumanda sende ve sen o değiştirme sırası gelmeyen kanepedesin. 

Sadece düşüncesi bile yetti seni üzmeye, ezmeye

Öyleyse hamd et kendin için ve dua et onlar için. Selamet dile. O çatının altındaki tüm bekleyenler için. Kadın için, adam için ve kalan için ve kendin için

22/07/2025

Dimağımda Parlayan Şua ve Empati





Empati; hepimizin bildiği bir kelime. Karşındaki kişiyi daha iyi anlayabilmek ve ortak bir algı oluşturmak için yaptığımız şey. Karşındakini anlayabilmek için onun gibi düşünebilmek.
Geçen bir sohbet meclisinde bazı tasavvuf kitaplarının bizim üstümüzde neden bir etki oluşturmadığından bahsettik. Acaba neden.?

Konuyla ilgili bazı felsefecilerin ve psikologların yazılarında şu algılara denk gelmiştim;
"Bir kitabi anlayabilmek için yazar gibi düşünmek ve hatta onun gibi yaşamak gerek. "
Aynı zamanda bu yöntem bazı cinayetlerin çözümünde cinayet ekiplerinin kullandığı yöntemlerden de biridir. Katili bulabilmek için onun gibi düşünmek...Yani karşındakini anlaman için onun gibi davranman şart.

Konu empati değil aslında. Farklı bir versiyonu.
Yazara empatimi yapmıyoruz, yazar gibi mi yaşamıyoruz yoksa onlar gibi davranmak işimize gelmiyor da, istemeden de olsa bilgi yüklü merkep konumuna girmek için mi okuyoruz. Konu bu. Biz bu konuda tartışırken
Üçüncü konumu düşünmek dahi istemiyor ve kimseye yakıştıramıyor olduğumuzdan es geçtik.

Peki ya diğer iki kısım? Acaba yazara empatimi yapamıyoruz. Çünkü onlar gibi yaşamak için empati gerek.
Örneğin Risale-i Nur külliyatının ağır dilinden, yani anlaşılamamasından mustarip olan tanıdıklarım oldu. Mesele yabancı kelimeleri Türkçeleştirmek değil. Anlamı manayı idrak edebilmek. Manayı idrakte zorlandıklarından bahsettiler.

Tam bu konuyla alakalı olarak Seyda Muhammed Konyevi (k.s) Hz. nin yaşadığı bir olay geldi aklıma.
Seyda Muhammed Konyevi (k.s) Hz. ne (sözde O'nu talebelerinin yanında rencide etmek amacıyla) bir "Kalbim Temiz" ci insan gider. Seyda Hz. ne sorar.
-"Yahu siz çok mu lazımsınız. Siz olmadan da bu din olmaz mı. İlla bu kitaplarınızı okuyup bu işlerde size biat etmek zorunda mıyız" der. "Nedir yani benden İmam Gazali (k.s) olmaz mı?" diye de çıkışır mübareğe. Mübareğin verdiği cevap mübarekliğinin kerameti niteliğinde tabi.
"Biz demiyoruz ki çıkmaz. İmam Gazali(k.s) gibi olmak için onun yaptıklarını yapman gerek . Bizde o ne yaptıysa onu yapıyoruz. Yapmadan olanı görmedik".

Şimdi risaleleri, İmam Rabbani(k.s)ın mektubatlarını , İmam Gazali(k.s) nin kitaplarını okuyan kişiler, onların yaptığını yapmadan nasıl o kitapları idrak etmeyi düşünürler ki.
Anlamak başka. İdrak başkadır. Tatbik başkadır.
İdrak için tatbik gerekir.
Sen İmam Rabbani(k.s) gibi derslenip zikir çekmezsen, kitabında anlattıklarının idrakine nasıl varacaksın. Sen İmam Gazali gibi bir yaşantı seçmezsen O'nun " Bedenine değil kendine değer ver, ve gönlünü olgunlaştır ! Çünkü kişi; bedeni kadar değil, ruhu kadar insandır" sözünü nasıl idrak edip yaşantına koyacaksın.

Sohbet meclisinde hunharca geçen tartışmaların sonucunda vardığımız sonuç:
Allah; hepimizin dimağında kodlanmış olan şuaların, mübareklerin sözlerini idrak ederek, kuran-ı anlama ve uygulama tatbikiyle islam nuruna varmasını nasip etsin.


2016
 Sözleri
http://www.neguzelsozler.com/ozlu-sozler/imam-el-gazali-sozleri.h


20/07/2025

Dü Ab-ı Paronoya


Kalbim;
Fırtınalı denizlerin bilinmeyen en derin dibi
İçimdeki karanlığa inat.
Sancılı gecelerin pembe gülüşleridir sevgili
Ve bazen de sevgi,
Travmadayken kurşunlamak bir denizi.
Akıl hastası misali.
Dü abı birbirinden kopartmak ister gibi.

Mümkün mü? Değil tabi.
Sende bilirsin.

Çünkü;
Yaşam kargaşasının cehennem sıcaklığı hayata serpilmiş
Hep mi böyleymiş
Sen söyle ben bilmem; demek ki öyleymiş
Burada mısın yoksa karşımdaki hayalin mi
Bilmiyorum...
Bilmiyorum...

Ama şundan eminim
Ölüm serinmiş güze değmiş
Sevmek yaşamdan gelmiş.
Ayrılık vermiş.

Doğrumu? Pek tabi.
Ölüm acısı gibi bazı ayrılıklar...

2003


19/07/2025

Eylemin Hikmeti


Ariflerin "Önce usül sonra vusül" sözleri, insanı bir yolculuğa çıkmaya davet eder: düşünceden eyleme, niyetten amele. Bu anlayış, bir fikrin sadece zihinde hapsolup kalmasının yetersiz olduğunu, ancak harekete geçtiğinde gerçek anlamını bulduğunu açıkça ortaya koyar. Ameller niyetlere göre şekillenir, ancak niyetin sadece düşüncede var olması yeterli değildir. Gerçek niyet, hayata geçirildiğinde sahih olur; işte bu yüzdendir ki eylem, niyeti taçlandırır.

Aliya İzzetbegoviç’in "Dünyayı dua değil eylem kurtaracaktır" sözü de bu bağlamda derin bir anlam taşır. Dua, insanın niyetiyle Rabbine yönelmesidir; ancak dua, eylemle birleştiğinde tam bir inanç tablosuna dönüşür. Kur’an’da geçen "İnandık demekle hesaptan kurtulacaklarını mı sandılar?" ayeti, insanın sadece inanarak değil, inancını eylemleriyle ortaya koyarak kurtuluşa ereceğine dair bir hatırlatmadır. Bu ilahi vurgu, bizi niyetten somut bir adım atmaya, harekete geçmeye davet eder.

Bir niyetin eyleme dönüşmesi için hikmetle hareket etmemiz gerektiği aşikârdır. Rabbimizden, ilmiyle amel edenlerden olmayı ve niyetlerimizi hayata geçirip eylemlerimizle hakiki bir kulluk yolculuğuna çıkmayı nasip etmesini dileriz. İlmi artırmak, eylemi sağlamlaştırmak ve niyeti amele dönüştürmek, insanın varoluşunun merkezindeki erdemlere açılan kapıdır.

Dostlar gelin beraber fikirden eyleme giden yolun önemini bir kez daha düşünmeye ve yaşamımızda bu ahlaki perspektifi rehber edinmeye çalışalım. Çünkü asıl hikmet, niyeti amel ile buluşturarak anlamın zirvesine ulaşmaktır.

Selametle

16/07/2025

SARHOŞ

 “Beyhude geçti gençliğim benim

Meyhanede bitti sayısız gecelerim

Bardaklara aktı hep hayallerim

Geride kalan bana, sarhoşluk oldu

Avare gezdim şişeler arasında

Huzuru aradım meyhane kapısında

Donup kaldım gerçeğin karşısında

Eridikçe damlayan, gözyaşım oldu

Biçare yapıştım kadehin dibine

Ümidimi kattım mezemin içine

Geleceğimi yedim leblebi niyetine

Çıkardığım bir avuç kusmuğum oldu

Daldım şarabın geniş havuzuna

Kapıldım viskinin derin dalgasına

Takıldım rakının yeni oltasına

Çırpındıkça verdiğim, yüreğim oldu

Kızdım, bu aşka düşüren kadere

Attım elimdeki şişeyi azgın denize

Haykırdım gökteki yıldızlara boş yere

Pişmanlığım tövbe değil günahım oldu

Kaçtım kovaladıkça beni iyilikler

Durdum aniden döndü felekler

Kurtarır diye uzattığım şu kuru eller

Boş kalınca yıkılan, hayalim oldu

Yalvardım benliğe, beni bıraksın diye

Sığdırdım nefsimi bir küçük şişeye

Tıpa yapıp dilimi, kilit vurdum kalbime

Patlayan sonunda, sadece beynim oldu

Sayısını bilemedim içtiğim illetlerin

Hesabını tutamadım çektiğim zilletlerin

Yeni bir hayat için verdiğim zahmetlerin

Sonu hüsranmış meğer, hepsi yalan oldu

Dayan! Ey Sarhoş! Çıksa da bu canın

Ayılacaksın birgün, hele gelsin o ânın

Hepsi zarar çıkan yaptığım bu hesabın

Tek kârı diye sevindiğim, son nefes oldu”


15/07/2025

SABIR



“İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek Müslüman ca yaşayan kimse avucunda ateş tutan kimse gibi olacaktır.” diyor efendimiz. O devir bu devir midir acaba. 
Kim bilir…

Bu devirdeki en zor şey sanırım imanı muhafazadır. Kanımca imanı muhafaza etmek iman etmekten daha zor bir hale gelmiştir. Düşünsenize her adımımız ayrı bir batak. Her hamlemiz, yediğimiz lokmalar ve insan ilişkilerimiz. Hepsi bataklıktaki ayrı çukurlarımız. Bu bataklık gül bahçesine çıkar biliyoruz ve gül bahçesinin özlemiyle bata çıka yol almaya çalışıyoruz. Ama ya yolda karşılaşacaklarımız. Ne kadarını kaldırabiliyoruz yaşadıklarımızın. Başımıza gelen her musibette “Neden ben!” diye sormuyor muyuz. Travmalarımız , stres ve psikolojik rahatsızlıklarımız neyin sonucu acaba? Gül bahçesine ulaşmanın sırrı nedir.

Gül bahçesine ulaşacağımıza dair inancımız ne kadar? “Sizi bir imtihan olarak iyilikle de kötülükle de deneyeceğiz.” (Enbiya, 35) buyruğuna ne denlidir imanımız.

Evet iman. İmanın neresindeyiz. Yahu konu başlığı sabır, imanla ne alakası var dediğinizi duyar gibiyim. Nasıl alakalı olmasın. İmanı muhafaza sabır işi değil midir. Öyle ya. Muhafaza dirençle olur.
İman dil ile ikrardan yani sadece bir söylemden ibaret olmayıp kalp ile tasdik edilmesi ve bu tasdikin davranışlarımızı belirlemesi ve aynı zamanda hayatımıza yön vermesi değimliydi. Bu davranışlarımızdaki istikrarı nasıl daimi kılacağız. O zaman imanı muhafaza için sabretmek gerekmez mi.” Başına bela gelip de hoşnutluk ve sabır göstermedikçe hiç kimse imanın tadına varamaz " dememiş miydi Cüneyt-i Bağdadi (Rahimallahu Aleyh)

Peki nedir bu sabır? Nasıl olur, nasıl yapılır? Sabır hakkında bildiğim en önemli şey zordur. Birilerinin dediği gibi eylemsizce beklemek ya da acizlikle tahammülünü zorlamak değildir. Allah’ın vaadine güvendir sabır. O yüzden de eylem işidir. Çünkü Allah’ın vaadi, çalışanlaradır. Sabırla çalışana. Kararlılıktır, dik durmadır. Sürekli bir mücadeledir sabır. Yiğit işidir anlayacağınız. Razı olmamak değildir sabır. “Bazen bir şeyi kerih görürsünüz. Halbuki o şey sizin için bir hayırdır. Ve bazen da bir şeyi seversiniz, halbuki o şey sizin için bir şerdir. Ve Allah Teâlâ bilir, sizler ise bilmezsiniz.”(Bakara-216) ayetini referans alıp; gelene rıza gösterip isyan etmeden hayrından medet ummaktır. Mevlana hz. lerinin buyurduğu gibi sürekli yaz olsaydı bahçedeki çiçekler yanmaz mıydı.

Ahir zamandaki bataklıklardan; sabır küfemize mukaddes sır ve rıza yükünü yükleyerek imanımızı kaybetmeden çiçek bahçesine varacağımızı ümit ediyorum.

Allah iyilerin ve bu yola baş koyanların yardımcısı olsun.

Selametle