Dikkat: Bu yazıdaki hikayeler tamamen gerçektir. Ve her şeye rağmen yazıdaki hiçbir hayvana zarar verilmemiştir.
Bundan tam dört yıl önce Ankara’nın bir kuru ayazında ve
varoş bir semtinde akşam namazı sonrasıydı. 4 arkadaş bir kaç gün önce bir dost meclisinde ki hoş hasbihallerde
gündem olan ihtiyaç sahibi bazı aileleri ziyaret için dolaşıyorduk. Genelde bazılarını
tanıyor bazılarından da onları tanıyanlar tarafından o gün haberdar oluyorduk. Bilirsiniz
işte illaki bir buluşma olur. Bu aile ziyaretleri çoğu zaman maddi yardım için
değil de hoş muhabbet ve dertleşmeler
için oluyordu hayatımızda. Çünkü bazı kişiler her zaman maddi yardım
beklemezler. Durumları kötü olduğundan bazıları yalnızlaşır ve dertleşecek adam
arar.
Onlarda...
Bizde...
O gün de bunlardan biriydi.
Yeni tanışacağımız bir aileye gidiyorduk. Kentsel dönüşüm
projesi dahilinde etraftaki gece kondular yıkılmış ve yeni binalar dikilmiş.
Direnen birkaç gecekondudan birine gireceğimizi umuyordum ama arkadaş bizi yeni
bir binaya soktu. Apartmanın zili henüz çalışmadığından artık duruma alışmış
giriş kattaki komşuyu rahatsız ettik. Çalışan tek zil olan o zile bastık ve
kapıyı bir bayan açtı. Daha önceden yanımızdaki arkadaşı görmüşlüğünden olacak
ki bizi görünce Hatice hanıma mı geldiniz dedi. Evet dedik. Gülümsedi Allah
razı olsun dedi ve kapıyı kapattı. İki alt kata, depomu ev mi anlaşılamayan bir
zemine indik. Binanın garip iç yapısında otopark çıkışı gibi bir kapıyı bulup
zile bastık. Hafif tombul yuvarlak yüzlü sık saçlı bir çocuk kapıyı açtı.
Aileyi tanıyan arkadaş hafif arkamızda kaldığından olsa gerek çocuk bizi
görünce aralamış olduğu kapıyı daha fazla açmak istemedi ve arkadaşımızı
görünce biraz rahatlayarak içeriye seslendi.
–Anne .... amcalar
geldi.
İçeriden gelen yaşlı ses bizi içeri davet etti ve pekte kötü
görülmeyen hayli derli toplu ve temiz eve girdik. Hatice teyze odada ki tek
çekyatta oturuyordu. Elini öptük. Ve dizinin dibinde yere oturduk.
Geldiğimizden memnun bir şekilde tatlı tatlı gülümsüyor her birimize tek tek
hal hatır ve klasik yaşlı soruları olan “Ne iş yapıyorsun evladım?” “Nelerelisin
güzel çocuğum?” gibi sorular soruyordu.
–Çok şükür çok şükür
... Maaşallah maaşallah...
15-20 dk geçmeden küçük ama bakışında büyük bir olgunluk
olan oğlan elinde bir tepsiyle geldi. Kare pötibör bisküvi, kulpu kırık birkaç
kupa ve 1 adet çay bardağına doldurulmuş meşrubat servis etti bize. Hatice
teyze;
– Kuzum kusura
bakmayın çay bardağımız yok dedi.
O mahcubiyetin ve samimiyetin bu dünyadaki varlığına şükür
ederek meşrubatlarımıza yöneldik. Tam o sırada Hatice teyzemiz kendisini
tanıyan arkadaşımıza seslenerek oğlunun kendisine hediyesini göstermek istedi.
–Oğlum git getir
içerden bana yaptığın hediyeni.
Henüz 12 yaşındaki bu koca adam içerden Hatice teyzenin ve
kendisinin olduğu bir tablo getirdi. Oldukça büyük bir tablo. O saate kadar tam
hakim olamadığım hikayeyi Hatice teyze bana dönerek anlatmaya başladı.
-
Ne güzel değil mi evladım tablo. –Evet dedim.
-
Ben bunun anneannesiyim. Bunu annesi gece kapıma
bıraktı. Kocası annesini terk etti. Annesi de gitmiş kendine yeni birini bulmuş.
Bir gece saat bir de ayaklarım tutmadığından yürüyemediğimi bildiği için üst
komşu beni aradı. Dışarısı kar kıyamet. ”Kapının önünde bir çocuk var Hatice
teyze, oturuyor çocuk merdivende. Senin toruna benziyor” dedi. “Kız bu karda ne
çocuğu benim torun olmasa da bi yeri yok belliki getir o yavrucağı” dedim. Aldı
geldi. Bi baktım benim torun. 2 yıldır ne anası arar ne babası. Çocuk benim
anam babam yok diyor. Hayatından silmiş yavrucak.
Arkadaşlarla birbirimize kaçak
gözlerle bakarken, kuru Ankara ayazında kendisini bir merdiven basamağına terk edenleri 12 yaşındaki bir yürek nereye sığdırabilirdiyi düşünüyorduk
sanırım hepimiz. Ve kim olursa olsun bir çocuk var kapıda al onu içeri diyen
bir ihtiyarı nasıl olurda hayatındaki tek amacı yapmazdı o 12 yaşındaki yürek.
Yolda; insanların yanından kokuyor diye kafamızı dahi çevirmeden geçen bizlerin
yanında bu iki genç ve ihtiyar bize insanlık anlatıyor, biz ise utanıyorduk.
Hatice teyze anlatıyor anlattıkça
utanıyorduk.
-
Halim durumum malum. Doktor bana ilaç vermişti o
sıra. Ayaklarım açılmıştı biraz. Benim maaş kiraya anca gidiyor , ekonomim
belli, evlere temizliğe gitmeye başladım. Çocuğu bırakacak yerim yok. Onu da
götürüyorum yanımda. Bi gün bi eve gittik. Ev sahibi “Bu çocuk ne” dedi. Çocuğu
içeri almadı kadın. Apartmanın merdiveninde bu yavrucak 4 saat oturup bekledi
benim işimin bitmesini. Giderken de kadın arkamızdan bağırdı bir daha çocuk
getirme diye. O gün bu oğlan çok ağladı çok. “Anne kadın sana niye bağırdı”
diye. “Anne bidaha temizliğe gitme ben çalışırım” dedi. O gün bugündür bu çocuk
plastik biriktirir evde, arka bahçede hurda toplar götürür satar. Sabah okul
akşam iş anlayacağın bu oğlumun hayatı. İşte o parayla bana bu tabloyu
yaptırmış. Bir hafta para biriktirmiş. Cüzdanımdan resmimi almış benden
habersiz. Gitmiş fotoğrafçıya vermiş. Kendisininkini de ekletip bunu yaptırmış...
Ve Hatice teyze fotoğrafı öperek ağlıyordu.
Hepimiz ağlamamak için kendimizi
zor tutuyorduk. Aramızda yere oturan çocuğa baktık. Merdiven basamaklarına
yüreğini alıştırmış olan çocuk anneannesine bakarak “Anne ağlama, bişey olmaz. Her şey güzel
olacak” dedi ve kağıt havlu getirmeye gitti. Sanırım evde peçetede yoktu...
....
Hatice teyzenin yanından
ayrıldığımızda henüz arabaya binecek kadar toparlayamamıştık moralimizi.
Dışarda apartmanın önünde sessizce kendimize gelmeye çalıştıktan sonra başka
bir arkadaşımız hadi dedi. Ayşe ablaya gidelim. Arabaya atlayıp arası çok uzak olmayan
adrese gidip Ayşe ablanın kapısını çaldık. Ayşe abla kapının arkasından –Kim O
diye seslendi. Önce bizi tanımadı ve kapıyı açmak istemedi. Rahatsız olduğu
belliydi. Israrcı olmadan gidiyorduk ki –Aaaaa .... ablam kusura bakmayın
sesinizi alamadım diyerek kapıyı açtı. Elektrikler kesikti. Sağ olsun üst komşu
kendisine şarjlı elektrik temin etmiş. Yani biran evvel evden çıkmamız
gerekiyordu. Ayşe ablayı daha önce görmemiştim ama kendisini tanıyordum. O da
beni tanırdı. Görüşmek o güne nasip oldu.
-Kusura bakmayın dedi. Açamıyorum
hemen kapıyı. Bakkal rahatsız ediyor. Ne oldu dedi arkadaş.
–Deftere yazdırıyordum erzağı. 2
aydır ödeyemedim. Adam artık ahlaksızlaştı. Yalnız yaşadığımı öğrenmiş.
Allahtan en üst komşu kendisini uyardı da duruldu biraz. Ama korkuyorum sürekli
gelir diye.
Ben konuyu zaten biliyordum...ve
bir kere daha dinlemek yüreğimi acıttı.
Ayşe abla kocaya kaçmış. Kocaya
kaçtığı için ailesi kendisine düşman olmuş ve öldürerek namuslarını
temizleyeceklerini söylemiş. Kocasıyla beraber Zonguldak’ a kaçmışlar. Ancak
kocası çok geçmeden içki ve dayak alışkanlığına başlamış. Kadın dayanamamış ve
bi gece kendisini kocası satmak isterken çocuklarını da alıp kaçmış. Allah
Ankara’da hayır sahibi birkaç insan çıkartmış karşısına ve rutubetlide olsa bir
ev bulmuş. Temizliğe gidip para kazanmaya çalışıyor. 3 erkek çocuğunu ısrarla
okutacam diyerek namusuna ket vurmadan iş arayarak gününü geçiriyor. Çocukların
en büyüğü 13 yaşında. Çevirip kollamışlar anneyi. Pazarda su falan
satıyorlar...
...
Bu iki hayatta 3 farklı anne var
değil mi. Birisi kocaya kaçan, birisi kocadan kaçan, ve diğeri de koruyup
kollayan. Anne nedir, kimdir sorusuna süslü birçok cevaplar yazılabilir
aslında. Elbette ki annelerimizde bunların hepsini ve dahasını hak eder. Ancak bu
denli yaşamın içinden anlatıldığı zaman insan hem utanıp hem de duygulanmıyor
olmasa gerek. Hatice teyze gibi koruyup kollayan bir anne, Ayşe abla gibi
direnen bir anne ve daha nice hayatlardaki kah bir savaşın kah bir zulmün
altındaki nice isimsiz anneler hangi bencil annelerle aynı sözleri hak
edebilir. Anne; annesi tarafından merdiven kovuklarına terk edilen bir çocuk
için ne ise kendisi için binbir zorluğa katlanan annesini öz babasından
korumaya çalışan çocuk için de aynı mıdır acaba.
Bilmiyorum; şimdi kelimelere gerek kaldıysa siz söyleyin. Anne kimdir?
Selametle

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder