İnsanoğlu, var edildiği günden bu yana imtiyazlı olduğunu bilmeye, kıymetinin fark edilmesine muhtaçtır. En güzel aşk şiirinin kendisine yazılmasını, en derin ağıdın kendi hüzününe yakılmasını, Halfeti’de siyah açan nadide bir gülün dahi onun yasına hürmeten boy vermesini ister. Kendi bahçesinde açacak baharı sabırla bekler; o baharın yalnız kendi gönül göğünde taze bir nefes olmasını arzu eder.
Ne var ki, bu duyguları gönlüne ilham edenin aynı zamanda ona bir armağan da bahşettiğini çoğu zaman düşünmez; umudunu hep yaratılmışlardan bekler.
Oysa eller…

Dokunduğu her şeye küçük bir sır, ince bir işaret ve kendimizden bir parça bırakır. Kur’an’da Kıyamet Suresi’nin 3. ve 4. ayetlerinde şöyle buyrulur:
“İnsan, kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanır? Evet, Bizim onun parmak uçlarını bile aynen eski halinde düzenlemeye gücümüz yeter.”
Bu ayetler üzerine tefekkür kapısı aralandığında, parmak izinin Yaradan’ın kuluna sunduğu en nadide hediye olduğu anlaşılır. Sanki şöyle der:
“Seni rastgele yaratmadım; hikmetle, ince bir sanatla şekillendirdim.”
Kulun yegâneliğini ve kendi vahdaniyetini aynı nefeste beyan eder gibi…
Kanaatimce bu, “Kulum, parmak izini yalnız sana mahsus kıldım. Kimselere benzemezsin; teksin, kıymetlisin. Seni biricik yaratanın benzeri olabilir mi? Düşün, tefekkür et, şahit ol, iman et.” hitabının bedenimize işlenmiş bir tecellisidir.
Kâinatın basit bir tesadüfün eseri olduğunu iddia edenler hiç düşünmez mi? Kur’an’ın bin dört yüz yıl önce haber verdiği ve bugün bilimin doğruladığı üzere, milyarlarca insan aynı düzen içinde yaratıldığı hâlde parmak izleri birbirine benzemiyorsa, bu hangi tesadüfün sonucu olabilir?
Bir taş, rastgele düşerek sanatkâr bir heykel doğurmaz; bir esinti kendi kendine anlamlı bir şiir yazamaz. Evrendeki hiçbir incelik başıboşluğun elinden çıkmaz. Böylesi uyumlu bir bedenin ve ona uygun yaratılmış bir âlemin tesadüfen meydana geldiğini söylemek, sanatın
ustasız olabileceğini iddia etmeye benzer.
Gayemiz; bize bahşedilen bu biriciklikle, gönlümüzde sevdayla, aşkla ve vuslat arzusuyla kendi kitabımıza ve ardımızdan geleceklerin satırlarına parmak uçlarımızla benzersiz izler bırakmak olmalı.
Duam odur ki, her dokunuşumuz hayra bırakılmış bir iz olsun; zira parmak uçlarımıza nakşedilen o sır, yürüdüğümüz yolun hem başına hem sonuna aynı hikmeti taşır.
AYŞEGÜL KARKIN
(27.11.2025)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder