reklam

reklam

15/05/2026

KİBİR SARHOŞLUĞU

"Kibir, insanın kendine ördüğü altından bir hapishanedir. Duvarları parıldar, kapısı içeriden kilitlidir; fakat anahtarı dışarıda, küçümsediği insanların elinde unutulmuştur."

 

Arabasının sıcak deri koltuğunda tek başına olmasına rağmen dimdik oturmuş, en ünlü tıp dergilerinden birinde yayımlanmış makalesini büyük bir hazla okuyordu. Şoförünün aracı park etmeye çalıştığını fark ettiğinde, krallığının ve gücünün simgesi olarak gördüğü; İsviçre’deki bir müzayedede 31 milyon dolar ödeyerek sahip olduğu saatine baktı. Her gün aynı saatte geliyordu ama saate bakmasının asıl amacı, gücüyle bir kez daha tatmin olmaktı. O sırada inmesi için şoförü kapısını açmıştı. Hava güzeldi; çantasını ve paltosunu taşıması için şoförü arkada bırakarak indi. Adımını atar atmaz çamurlu yağmur birikintisinin içine bastı. Bunu çok geç fark eden şoför, gözlerini kapamış, başına gelecek felaketi bekliyordu. Bugün uluslararası bir televizyon kanalından röportaj için geleceklerdi. İçinde oluşan öfkeyi frenledi. Şoförünün titreyen bedeninin yanından yedek ayakkabısını bagajdan almasını söyleyerek geçti. Derin bir nefes alan şoför, bunun bedelini elbet ödeyeceğini biliyordu. Hızlıca söylenenleri yaptıktan sonra koşarak kapısını açtı. Sekreteri, asansörün önünde; kapısı açık, kat düğmesine basmış, bekliyordu. Hastane koridorlarından her sabah etten bir duvarla odasına ulaşırdı.Dünyaca ünlü, çok yetenekli ve bilgili bir cerrahtı. Yaptığı işi bu denli başarılı yapan çok az kişiden biriydi.

Bunca şeye sahip olmasına karşın gözleri donuk, yüzünde hiç tebessüm yoktu. Hep huzursuz; anlık hazlarla dolu, akşam olunca kasvet çöken bir yaşamı vardı. İnsanlık için kıymetli işler yapıyor ama insana hiç değer vermiyordu. Kendiyle derin bir çelişki yaşıyordu. Odasından yükselen kahkahaların ardındaki kıvranış hissediliyordu. Belki de uzun bir sürenin ardından ilk defa kendini sorgulayacağı bir gün yaşayacaktı. Röportajını tamamladıktan sonra, uluslararası çapta canlı yayında önemli bir cerrahi işlem gerçekleştirecekti. Her şey hazırdı. Bütün ekip onu bekliyordu. El fırçası ile köpürterek dirseklerine kadar yıkandı. Hemşiresinin önlüğü ve eldivenlerini giydirmesine izin verdi. Her şey olması gerektiği gibi başladı. Bu anı çok seviyordu. Şov yapmak, görülür ve izlenir olmak zevk veriyordu. İlk defa yapmıyordu bunu ama her defasında ilkmiş gibi keyif alıyordu. Adeta bu his onda sarhoşluk oluşturuyordu; kibirli başı mağrur, “Daha iyisini kim yapabilir?” diye düşünüyordu. Bu sarhoşluğun içinde hemşiresinin sesini duydu…

“Canlı yayında bu hadsiz nasıl konuşabilir?” diye bakış atarken, “Hocam, çok kanıyor; ne yapalım?” dediğini duydu. Olması imkânsız bir felaket olmuştu: Hastanın büyük atardamarlarından birini kesmişti, hem de canlı yayında. Ne olacaktı şimdi?  Birinin onun hatasını düzeltmek için yardıma gelme fikri adeta gözünü karartmıştı. Aptal bir hastanın şöhretini mahvetmesine izin de veremezdi. Kısa bir an önce “Daha iyisini kim yapabilir?” diye düşünüyordu. Şu an, “Görünmez bir el olsa da bana yardım etse…” diye geçiriyordu içinden. Etraftan gelen seslerden o yardımın çoktan çağrıldığını bile anlayamamıştı. “Hocam, kalp cerrahisine haber verdik” sözleri; yeni açılan malzeme ve paketlerin hışırtısı, hastanın yavaşlayan kalp ritmi, anestezinin kan bankasıyla görüşmeleri… Kulaklarında bir uğultuya dönüyordu. Aklını kaybetmiş gibiydi. Bir anlığına gözlerini kapadı ve derin sessizlik oldu. Orda yok olmak istiyordu.  Ölesiye güvendiği şöhreti tek bir hata ile yıkılıyordu. Kendini kurtaracak yol yoktu. 

  Gözlerini açtığında yatağında, ipek çarşaflarının içinde olduğunu anladı.  Evindeydi; yatağındaydı. Bir çocuk gibi sevinç kapladı içini: “Rüyaymış hepsi,” dedi. Her sabah yaptığı gibi özenle hazırlanıp kahvaltı için alt salona inerken evin çalışanları ona tuhaf bakıyordu. Yıllardır çalıştıkları bu evin sahibini ilk defa gülümserken görüyorlardı. Şefkat dolu günaydın çıktı ağzından. Masanın başında bekleyen şoförü kadar kendi de şaşkın ama mutluydu.

Bu rüya, onun dönüşümüne vesile oldu. Görünür olmak için önce görmek gerektiğini anladı. Kendinden daha üstün bir kuvveti görüp kabul etmek, içindeki huzursuzluğu bitirmişti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder